Su Ürünleri (Ders Notları)

Balık Nedir?
Soğukkanlı, yüzgeçli, derisi pullarla kaplı, solunum için gerekli oksijeni solungaçlarıyla sudan sağlayan, tümüyle akuatik yaşama uyum sağlamış omurgalı bir hayvan
Suda yaşayan herhangi bir hayvan
Tümüyle akuatik yaşama adapte olmuş omurgalı canlı
Su bulunan her yerde yaşam
Yer altı, yer üstü suları
Tatlı ve tuzlu sular
4000 m yükseklik, 10.000 m derinlik
Sıcak ve soğuk sularda (45 C Sazan)
% 58 deniz, %41 tatlı sular, %1 iki ortam (diyadrom)
ANATOMİ
Ağız Şekilleri
Dorsale dönük
Ventrale Dönük
Vantuz Biçiminde
Ördek Gagası Biçiminde
GÖZ
Balıklarda daima baş bölgesinde bulunan bir çift görme organıdır.
Lateralde, tek taraflı yada tepede olabilir.
Yaşam şekilleri ile göz büyüklüğü arasında ilişki vardır.

Göz 3 tabakadan oluşur
Keratin tabakası :önde kornea ve arkada sklera vardır
Ağ tabaka (koroit) :pigment ve damar tabakayı içerir
Retina :dışta pigmentli tabaka, görme hücreleri, bipolar hücreler,ganglion hücreleri ve sinir hücrelerini içerir.

Gözler yön tayininde ve yem bulmada önemlidir.
Görüş uzakliğı yaklaşık 10-12 metredir.
Dinlenme halinde gözler yakına ayarlıdır.
Görüş açısı yatay pozisyonda 170-190°, dikey pozisyonda 150° kadardır.
BURUN
Başın ön ucu ile gözler arasında kalan bölgedir.
Balıklarda özel bir dokuya sahip derince bir kanal şeklindedir. Epitel doku ile kaplıdır. Kan damarlarından zengin olup fazla sayıda sinir ucu içerir.
Balıklarda burun besin bulmada, çevreye uyumda, eş şeçmede, ve düşmandan korunmada önemli rol oynar.
BURUN ŞEKİLLERİ

HORTUM ŞEKLİNDE UZAMIŞ(Syngnathus spp.)

ETİMSİ UZANTI (Mastecembelus spp.)

BIYIKLAR
Genellikle ağız çevresinde bulunan derinin dışa doğru uzantılarıdır.
Üzerinde tat alma tomurcukları ve serbest sinir hücreleri bulunur.
Besin alımında (hissederek) ve saklanmada (düşmanlarınca ayırt edilmeyi güçleştirir) önemli rol oynar.
ÇENELER
Ağzı alttan ve üstten kapatan kısım olup göz ile preoperculum arasındadır.
Maxil ve mandibul olmak üzere kabaca iki kısıma ayrılır.
DİŞLER
Ağız bazen de boğaz bölgesinde bulunan kemiksi yapılardır.
Şekilleri, yerleri ve sayıları türlere göre değişir.

SOLUNGAÇLAR
Gaz değişiminin yapıldığı en önemli organdır.
Bazı türlerde solunumda deri ve akciğerlerde rol alır.
Balıklarda solunum dış solunum (su-kan arasında) ve iç solunum (Kan-dokular arasında) olmak üzere 2 şekilde olur.
Solungaçlarda solungaç dikenleri, solungaç septumu, solungaç flamentleri-lamelleri, ortak solungaç açıklığı, solungaç kapağı (Operkulum) vb. yapılar bulunur.

KEMİKLİ BALIKLARDA HAVALANDIRMA (VENTİLASYON) MEKANIZMASI
Operculum kapalı, ağız açılır ve su girer.
Solungaçlar ile operculum arasındaki boşluk genişler.
Solungaç boşluğundaki basıncın azalması ile su solungaçları yalayarak geçer. Bu sırada ağız ve operculum kapalıdır.
Solungaç boşluğundaki iç basınç dış basınca eşit olunca operculum açılır, su çıkar.

HAVA (YÜZME) KESESİ
Yemek borusundan oluşmuş içi gaz ile dolu zarsal bir oluşumdur.
Kıkırdaklı balıklarda bulunmamasına karşın, kemikli balıklarda vardır.
Bazen ön ve arka olmak üzere iki loplu olabilir.
Kılcal damarlardan çok zengindir.
İşlevleri
Solunumda
Ses almada
Ses çıkarmada
Hidrostatik organ (denge sağlama ve vertikal seviye ayarlanmasında, bununla ilgili enerji tasarrufunda) olarak görev yapar.
Balıklar suda belirli bir sevide kalmak için hava keselerini gazla doldurur veya boşaltırlar.
İçindeki gaz oranları değişmekle beraber oksijen, karbonmonoksit ve azot karışımıdır.

DERİ
Balıklarda da vücudun dışı deri ile kaplıdır.
Omurgalılarda olduğu gibi epidermis ve dermis tabakalarını içerir.
Balıklarda hypodermis( subcutis) hemen hemen hiç bulunmaz.
Balıklarda epidermisin üstünü canlı hücreler örter, keratin tabakası yoktur.
Bazı balıklarda yılanların deri değiştirmesine benzer şekilde tümüyle atılan bir tabaka bulunur.
Epidermis: çok sayıda bir hücreli mukus bezleri içerir.
Mukus tabakası balıklara karakteristik koku ve kayganlığını verir.
Bu özellik:
1-Sürtünmeyi azaltır, balık hareket ve hız kazanır.
2-Suyun ozmoz yoluyla deriden girmesini zorlaştırır.
3-Zararlı maddelerin ve mikroorganizmaların deriden uzak tutulmasına yardıncı olur.

Dermis: pulların ve deriye ait diğer kısımların başlıca köken aldığı kısımdır.
Burada bağ doku hücreleri, düz kas hücreleri, pigment hücreleri,kan damarları ve sinirler bulunur.
PULLAR VE PUL TİPLERİ
Balıkların bazıları pulsuz olmasına karşın çoğunluğunda deri pullarla örtülüdür.
Bazılarında pulların yerini kemik plaklar almıştır.
Kemikli balık türlerinde enine ve boyuna uzanan pul sayıları farklıdır. Bu özellik tür ayrımında önemlidir.
Balık yavruları yumurtadan çıktığında yada doğduğunda pul içermezler.
PUL ÇEŞİTLERİ
1- Placoid pullar
2- Ganoid (Rombik) pullar
3- Cycloid pullar
4- Ctenoid pullar
Placoid pullar:
En basit pul tipidir.
Kaidesi yassı ve üzerinde de diken bulunur.
Hem dermis hemde epidermis orjinlidir.
Yapısı dişe benzer
Köpek balığı ve vatozlarda bulunur.
Ganoid (Rombik) pullar:
Eşkenar dörtgen şeklinde pullardır.
Dermis orjinlidir.
Üzerleri ganoin adlı parlak madde ile kaplıdır.
Acipenseridae (Mersin balıkları) familyasında bulunur.

Cycloid pullar:
Kemikli balıkların çoğunda bulunur.
Çoğunlukla yuvarlak yapıda olup, kolayca eğilip bükülebilir özelliktedir.
Çatı kiremiti gibi dizilmişlerdir.
Taban kısmı dermisdeki cebe yerleşmiş,posterior uçları ise serbesttir.
Ctenoid pullar
Yapı olarak cycloid pullara benzer, fakat serbest uçları testere gibi dişlenmiştir.
Bugün yaşayan balıkların çoğunda Cycloid ve Ctenoid pullar bulunur.
Bu tip pullar üzerinde bir merkez etrafında CaC03 dan ibaret kabartılar bulunur ve yaş tayininde rol oynar.
Pulların büyüklükleri balığın türüne göre değişir.(örn. yılan balığında mikroskobik, sazanda ise iridir.)
Geneklikle bir türdeki pul sayısı balığın bütün ömrü boyunca sabittir.

BALIKLARDA RENK
Balıklarda renk bulundukları ortama ve yaşam tarzlarına göre değişir.
Balıklarda renk, derinin dermis tabakasında bulunan pigmentle ilgilidir.
Bu pigmentler:
1- Kromatoforlar :Görünüşleri yıldıza benzer pigment granülleri taşırlar. Hücre yüzeyine dağılırsa renk açılır, hücre merkezinde toplanırsa renk koyulaşır. Melanofor (siyah), eritrofor (kırmızı), ksantofor (sarı)
2- Guanoforlar : Şekilleri düzenli değildir. İçerisinde guanin kristalleri bulunur. Bu madde ışığı ayna gibi yansıtır(balığın su içinde parlaması bununla ilgilidir).

YAN ÇİZGİ (Line Lateral)
Vücudun yan tarafında bulunan, başın gerisinden kuyruk yüzgecine kadar uzanan duyu organı olup bir sıra sinirsel bağlantısı olan delikli pullardan yapılmıştır.
Su içindeki titreşimleri algılamaya yarar.
Yan çizgi hiç olmayabilir yada uzun-kısa veya değişik formlarda olabilir.

KAS SİSTEMİ
Balığın hareketinden kan dolaşımına kadar bütün yaşamsal işlevlerin yerine getirilmesi kasların çalışması ile olur.
Visseral kaslar: İstemsiz hareket eden düz kaslardır. Çeşitli iç organlarda (sindirim,boşaltım,arterlerde…) başta (çene,yüz,dil,solungaç yaylarında) bulunur.
Somatik kaslar: İstemli hareket eden çizgili kaslardır.Başın gerisinden kuyruğa kadar segmentsel biçimde uzanır.

BALIKLARDA İSKELET
Vücuda özel formunu ve yumuşak olan iç organlara desteklik verir.
İstemli hareket eden bütün vücut kısımlarının bağlantı yeridir.
Dış iskelet :
a- Vücut dış yüzeyini örten pullar, kemik plaklar
b- Yüzgeç ışınları
c- Dermal orjinli kemikler
d- Deri altındaki zarımsı iskelet
İç iskelet
a- Aksiyal (eksen) iskelet:
baş iskeleti
omur şeridi
kaburgalar
b- Apendiküler (ekstremite) iskelet:
yüzgeçler iskeleti

SİNDİRİM SİSTEMİ
Tatlı su balıklarında genellikle yapı aynı olmakla birlikte beslenme biçimine göre bazı değişiklikler olabilir.
Sindirim organları: ağız, farinks, özefagus,mide, bağırsaklar ve anüs şeklinde sıralanır.
FARİNKS
İki kemik yaydan ibaret olup bazı balıklarda (örn: Sazan) üzerinde dişler bulunur.
Filtrasyon (çamuru filtre eder), öğütme, parçalama, ayıklama (bazı böcek kabuklarını ayrılması), vb. işlemlerde görev yapar.
ÖZEFAGUS
Dıştan mideden pek ayrılmaz, midenin devamı gibi görünür.
Kısa yapılı olup alınan suyun mideye girmesini engelleyen bir kas taşır.
MİDE
Özefagusun devamıdır. Midenin biçimi balıkların beslenme biçimleri ve anatomik yapılarına göre farklı şekillerde olur.
BAĞIRSAKLAR
Mideden sonra gelen ve anüse kadar devam eden kısımdır.Karnivor balıklarda ( Turna) kısa, herbivor balıklarda (Sazan) ise uzundur.

YARDIMCI SİNDİRİM BEZLERİ
KARACİĞER
Genellikle balık vücuduna göre büyük olup bazı türlerde vücut ağırlığının %20’sini oluşturur.
Mide üzerinde veya onu sarar tarzda yer alır.
Tek parça,iki loplu yada üç loplu olabilir.
Balıkları çoğunda safra kesesi bulunur.
Safra yağların parçalanması ve sindirilmesi ile enzim aktivitesi için alkali ortam sağlamada önemli role sahiptir.
Karaciğer;
safra salgılama,
yağ,
glikojen,
A ve D vitaminlerini depolama,
kan yapımı,
üre ve diğer azotlu artık boşaltım maddeleriyle ilgili metabolik görevler yapar.
Pankreas
Gerçekte tek organdan ziyade endokrin
ve ekzokrin işlevi olan 2 organ şeklindedir.
Değişik şekillerde(tek parça,dallanmış, vücut boşluğunu doldurmuş) olabilir.
Endokrin dokusu İnsülin, Ekzokrin dokusu ise Sükraz, Maltaz, Laktaz, Amilaz gibi karbonhidratları sindiren, Lipaz gibi yağları, Tripsin gibi proteinleri sindiren enzimler salgılar
DOLAŞIM SİSTEMİ
Memelilerdekine göre daha basit olmakla birlikte ilkel omurgalılara göre iyi gelişmiştir.
Dolaşım sistemi kalp ve damarlardan (arter, vena ve kapillar) oluşur.
Kalp : Vücudun ön tarafında farinksin altında bulunur.
Dört kısımdan oluşur.
a- Sinus venosus (Ductus venosus) : karaciğerden gelen hepatik venlerin açıldığı kısım olup bitiminde sino-atrial kapak vardır.
b- Atrium (Kulakçık) : Duvarı ince ceperlidir.Bitiminde atrio-ventriküler kapak bulunur.
c- Ventriculus (Karıncık) :Duvarı kalın çeperlidir. Dışta kalbi besleyen damarlar yer alır.
d- Bulbus arteriosus : Kalın duvarlıdır. Kontraksiyondan çok esnek yapısı daha önemlidir.
Kalpte her zaman kirli kan bulunur.
Kalp atımları balığın yaşı, büyüklüğü ve ısıya göre değişir.
Örneğin alabalıklarda 5°C de 15 atış/dakika, 15°C de 100 atış/dakikadır.
Kan : kan hacmi balıklarda memelilerle kıyaslandığında daha azdır. Vücut ağırlığının yaklaşık % 1.5-3’ü kadardır.
Örneğin 100 gram bir balıkta 2-4 ml kan bulunur.
Balık kanı, fibrinojen, protrombin gibi maddelerden fakir olduğu için geç pıhtılaşır.
Kan hücreleri çok çeşitlidir. Bunlar;
Eritrositler (oval ve çekirdeklidir)
Lökositler
1- Granülositler ( Asidosil, Bazofil(az)
Nötrofil)
2- Agranülositler ( Lenfosit, Trombosit, Monosit)
LENF SİSTEMİ
Lenf damarları ve sinüslerden ibarettir.
Balıklarda lenf yumrusu yoktur.
Lenf miktarı kan hacminin ¼’ü kadardır.
Lenf sıvısı içerisinde lökosit ve trombosit bulunduğundan kolayca pıhtılaşır.
Balıklarda lenf sıvısı, lenf damarlarında ve sinüslerde toplanır ve kan dolaşımına verilir.
BOŞALTIM VE OSMOREGÜLASYON
Birbiriyle yakından ilgili iki olaydır. Genellikle aynı organlar görev yaparlar. Bunlar:
Böbrekler
Solungaçlar
Bağırsak
Deri
Böbrekler
Vücut boşluğunun dorsal duvarında periton dışına yerleşmiş olarak bulunur.
Genellikle çift olarak bulunur.
Ancak bazı türlerde (örn.salmonidae) birleşmiş tek parça olarak görülür.
Koyu kırmızı yada açık koyu kırmızı kahverengi renktedir.
Böbrek nefron adı verilen çok sayıda yapıdan oluşur. Bir nefronda;
1-Malpighi Cisimciği(Renal korpüskül) Buda iki kısımdan oluşur.
a-glomerulus
b-bowman kapsülü
2-Böbrek Tubülleri (Borucuklar)
Nefron yapıları tatlı ve tuzlu sularda yaşayan balıklarda şekil ve sayı bakımından farklıdır.

OSMOREGÜLASYON
TATLI SU BALIKLARINDA
Kan hipertonik, su hipotonik olduğundan sıvı geçişi sudan kana doğrudur.
Tatlı su balıkları su içmezler.
Alınan suyun büyük bir kısmı idrar olarak böbreklerle atılır.

DENİZ BALIKLARINDA
Kan hipotonik, ortam hipertonik olduğundan sıvı geçişi kandan ortama doğru olur.
Su kaybı solungaçlardan ve deriden olur.
Deniz balıkları su içerler. Bu nedenle deniz balıklarının m,idelerinde bol miktarda deniz suyu bulunur.
Su kana geçer, böbreklerden fazlası atılır, idrar miktarı azdır.

SİNİR SİSTEMİ
En ilkel balıkta bile tipik omurgalı sinir sistemi vardır.
Sinir sistemi 3’e ayrılır.
1-Merkezi Sinir Sistemi (beyin-omurilik)
2-Perifer Sinir Sistemi (beyin ve omurilikten çıkan sinirler)
3-Otonom Sinir Sistemi (sempatik ve parasempatik sinir sistemi)
ÜREME SİSTEMİ
Balıklardaki en önemli sistemlerden biridir.
Balıklar genel olarak ayrı eşeylidir.
Seyrek olarak hermofrodizm görülür.
Ayrı eşeyli olanlarda seksüel dimorfismus görülür. Yani erkek ve dişiler renk, şekil, büyüklük,yüzgeç biçimi vb. kriterlerle birbirinden ayrılabilir.
ÜREME ORGANLARI
Gonadlar erkeklerde testis, dişilerde ovaryumdur.
OVARYUM
Genellikle çift, seyrek olarak tektir.
Büyüklükleri türlere göre değişmektedir.
Üreme mevsiminde sarı-kırmızı renktedir.
Üzeri taneli görünümdedir.
Yüzeyi kılcal damarlardan zengindir.

TESTİSLER
Tatlı su balıklarında genellikle çifttir.
Büyüklükleri üreme mevsimine göre değişir.
Genellikle vücut ağırlığının % 12’sidir.
Ergin balıklarda üreme mevsiminde beyaz renkli, lekesiz ve kılcal damarsızdır.
Testisler etrafı ince bir bağ doku ile çevrilidir.

Tatlı su balıkları ovipar (çiftleşme organları gelişmemiştir. Yumurta ve sperm suya bırakılır) veya ovovivipardır (erkeğin anal yüzgecinin bir kısmı penis görevi görür, döllenme dahili olur, yumurta açılımı vücut içinde olduğundan yavru doğrurlar (Örn. Gambusia).
Yumurta büyüklüğü ve sayısı balık türüne göre değişir.
Yumurta küçükse sayısı fazla, büyükse sayısı az olur.
Balıklar tarafından bırakılan yumurtaların %60-70’i ziyan olur. Yumurtadan çıkan larvalarda pasif hareketi olduğu için bunlarında %10-20’si yırtıcılara yem olur. Bu nedenle gelişebilenler ancak %10-20 kadardır.
Yumurtalar dişi tarafından hazırlanan bir yuvaya veya suya bırakılırlar.
Yumurtalar bazen bir seferde (Örn:Turna), bazen de birkaç gün arayla iki veya daha fazla seferde (Sazan) bırakılır.
Yumurtalar:
Yüzücü yumurtalar( suda yüzerler)
Yarı yüzücü yumurtalar(suda belirli seviyede kalırlar)
Hafif yapışkan yumurtalar(bitkilere yapışık bulunurlar)
Ağır-yapışkan yumurtalar(ağırlıkları nedeni ile dibe çökerler ve yapışırlar)
Ağır-yapışkan olmayan yumurtalar(dibe çökerler ancak yapışmazlar)
Döllenen yumurtada döllenme lekesi oluşur.
Kuluçka süresi ısıya bağlı olarak büyük değişkenlik gösterir.

BALIKLARDA YAŞ TAYİNİ
1- Pullardan yaş tayini(Scalimetri Yöntemi):
Cycloid ve Ctenoit tip pul içeren balıklarda yapılabilir.
Örnekler yanal çizgi üzerindeki omuz bölgesinden alınır.
Bu yöntemde yalancı halkalara dikkat edilmelidir.
Yaş arttıkça halkalar sıklaşır,yaş tayini güçleşir. Örn: sazanlarda 15 yaşından sonra yaş tayini güçleşir.
İŞLEM :
1- Pullar %4’lük KOH’te 24 saat veya %10’luk KOH’te kısa süre bırakılır. Amaç kirlerin yumuşaması ve pulların kabarmasıdır.
2- En az 10-12 örnek seçilerek saf su ile yıkanır.
3- % 96’lık alkolde 10-15 dk beklenir.
4- İki lam arasına kuru olarak veya gliserin jelinde ve zamk içerisinde steromikroskopta incelenir.
2- Otolitlerle Yaş Tayini(Otolimetri):
-Balıkların iç kulaklarında bulunan genellikle kalkerden yapılmış birikintilerdeki (taş) yaş halkalarının okunmasıdır.
-Pulları olmayan veya yaş tayininde kullanılmaya elverişli pullara sahip olmayan balıklarda bu yöntem kullanılır. Örn: Yılan balığı
-Otolitlerdeki 1 yıllık büyüme 1 opak (koyu), 1 şeffaf (açık) renkli halka ile temsil edilir.
İŞLEM:
1- % 3 NaOH solüsyonunda kirler yumuşatılıp çıkıncaya kadar beklenir.
2- Sırayla 50-60-70-90-96° lık etil alkol serisinden geçirilir.
3- Her alkol serisinde 5-10 dk tutulur.
4- Kurutma kağıdı ile kurulanır.
5- Su, Ksilol, Metil Benzoat, veya Gliserin içerisinde mikroskopta incelenir.
3- Kemikli Kısımlarla Yaş Tayini
Omurganın veya 1.yüzgeç ışınlarının enine kesitlerinin incelenmesine dayanır. Pul veya otolitleri gibi büyüme zonları gözlenir.
İŞLEM:
1- Kemik mekanik olarak et kısımlarından ayrılır.
2- %10-20 NaOh veya Klorat’ta 12-18 saat tutulur(etlerin iyice ayrılması için)
3- Yağlı kısımların ayrılması için Eter veya Kloroforma alınır.
4- Koyu rengin açılması için %2-5 H2O2’de (hidrojen peroksit) 10-15 dk tutulur.
5- İnce kıl testere ile 1mm kalınlığında kesit yapılır. Lam üzerine alınır. İnce zampara ile parlatılır. Gerektiğinde ALİZARİN boyası ile boyanarakta incelenebilir.

4- Operküllerle Yaş Tayini(Operculimetri):
Operkulumun üstü temizlendikten ve saydamlaştırıldıktan sonra açık veya koyu zonlara bakılarak yapılır.
5- Morfolojik Karşılaştırmayla Yaş Tayini:
Belli yaştaki balıkların bilinen büyüme boyları ile karşılaştırılarak da yaş tayini yapılır.
ALINAN BALIK ÖRNEKLERİNDE TÜR TAYİNİ
Bu konuda uzman merkezlerden yararlanılır
( Fakülteler, Zooloji,Biyoloji enstitüleri…)
Örnekler tespit edilerek gönderilmelidir.
%4’lük formol, %70’lik etil alkol, %1’lik propilen fenoxatal en çok kullanılan solüsyonlardır.
Örnekler 30 cm’den büyük ise karın kısmına ve anal açıklığa %40’lık formol şırınga edilmelidir.
Eğer bu solüsyonlar bulunamazsa %70’lik ispirto, %80’lik NaCI, %100’lük sirke de kullanılabilir.
BALIĞIN YAŞAM ORTAMI OLAN SUYUN ÖZELLİKLERİ
Balık ve balığın yaşadığı su ortamı çeşitli fiziko-kimyasal parametreler açısından önemli olup bunların iyi bir şekilde analiz edilip bilinmesi gerekir.
Su Sıcaklığı
Balıkların çeşitli yaşamsal faaliyetleri üzerinde etkilidir.
Yumurta bırakma,yumurtadan çıkma, büyüme gibi hayati dönemlerde sıcaklığın farklı etkileri vardır.
Su bulunan her yerde yaşam
Yer altı, yer üstü suları
Tatlı ve tuzlu sular
4000 m yükseklik, 10.000 m derinlik
Sıcak ve soğuk sularda (45 C Sazan)
% 58 deniz, %41 tatlı sular, %1 iki ortam (diyadrom)
Ayrıca solunum, besin tüketimi,sindirim, özümleme ve davranışları üzerinde önemli etkileri vardır.
Balıklar su sıcaklığına göre:
1- Soğuk Su (15°C veya daha az sıcaklığa)
2-Ilık Su (15-20°C)
3-Sıcak Su (20°C nin üzerinde su sıcaklığına ) ihtiyaç duyarlar.
Birçok balık türünün su ısısındaki değişikliklere karşı az bir toleransı vardır.
Sıcaklıktaki ani değişiklikler balıklarda stress ve ölümlere neden olabilir.
Bulanıklık
Süspansiyon halinde madde içeren sular değişik derecelerde bulanık olup, bu duruma suların bulanıklığı denir.
1- Balıklar üzerinde öldürücü toksik etki yaparlar ve balıkların gelişimini engellerler.
2- Balık yumurtalarının gelişmesini engellerler.
3- Balıkların hareket ve göçlerini engellerler.
4- Balıkların avlanmalarına engel olurlar.
Sulardaki madde miktarı 25mg/L’nin altındaki değerlerde normal ve su temiz olarak, 400mg/L’nin üzerinde ise balık verimi son derece düşüktür.
Çözünmüş Oksijen
Bütün canlılar yaşamları için oksijene ihtiyaç duyarlar.
Farklı organizmaların farklı oksijen tüketimleri vardır.
Buna etki eden faktörler:
1-Organizmanın büyüklüğü
2-Metabolik özellikler
3-Fiziksel aktivite ve diğer faktörlerdir.

Sertlik
Sulardaki kalsiyum ve magnezyum iyonlarından kaynaklanır.
Deniz sularındaki kalsiyum varlığı biyolojik açıdan önemlidir.
Tatlı sularda da kalsiyum ile metabolik ilişkisi olamayan hiçbir canlı yok gibidir.
pH
Bir çözeltideki H+ iyonu konsantrasyonunun –log’sı pH olarak tanımlanır.
ph doğal sularda kimyasal ve biyolojik sistemler için en önemli faktördür.
Asitli sular balıkların beslenmelerine ve gelişmelerine olumsuz etki yapar ve daha kolay hastalanırlar.
Genellikle balıklar için pH’nın 7-8 olması istenir.
Tuzluluk
Tuzluluğun organizmalar üzerine etkisi bulunmakta olup, ozmoz- ozmoregülasyon olayı için çok önemlidir.
Bir tatlı su balığı yüksek tuzluluktaki deniz suyuna bırakılacak olursa solunum güçlüğü çekip sudan kaçmaya çalışır. Kısa bir zaman sonrada bayılır ve ölür.
Bir deniz balığı tatlı suya bırakıldığında da benzer olaylar görülür ve ölür.
Göçmen balıkların, denizden tatlı suya veya tatlı sudan denize geçerken bu iki suyun birbirine karıştığı acı suda bir süre kalmaları, yeni ortama uyum sağlayabilmek için zorunludur.
Besleyici elementler
Çözünmüş halde bulunan azot, fosfor ve silisyum organizmaların yaşamlarının devamı için önemli role sahip elementlerdir.
Deniz ortamında azot; Amonyum, Nitrit ve Nitrat olmak üzere üç farklı mineral şeklinde bulunur.
Fitoplanktonların büyüme ve gelişmesinde etkilidir.
Nitrifikasyonda fitoplankton tarafından kullanılmayan amonyum yükseltgenerek nitrite ve daha sonra nitrata dönüşür.

Besleyici Tuzların Toksiteleri
Nitrit
Nitritin oksidasyonu ile kandaki hemoglobin methemoglobine şekline çevrilir. Bu şekilde oksijen taşınımı engellenmiş olur. Böyle durumlarda olunum güçlüğü ve boğulmalar gözlenir. Kan rengi ve solungaçlar koyu çikolata rengine döner. Bu hastalığa “METEMOGLOBİNEMİA adı verilir.
Nitrat
Küçük ve zayıf dozlarda toksik değildir..
Amonyak
Amonyak, balıklarda solungaçların özellikle solungaçlardaki lamellerin sertleşmesi ile kendini gösterir. Bu sırada oksijen alımı güçleşir. Diğer taraftan amonyağın ortamda bulunması mikroorganizmaların ve solungaçlarda oluşan bazı parazitlerin gelişmesine yardımcı olur.
Tüm bu nedenlerle suyun yenilenmesi ve oksijen düzeyinin iyi tutulması gerekmektedir.

Vet. Hek. M. Zeki

Öğrenme serüvenimiz asla bitmeyecek, öğrenmek için öğrenci olmaya devam... Veteriner Hekim

Bir Cevap Yazın

Translate »
%d blogcu bunu beğendi: