Kanatlılarda Salmonella İnfeksiyonları

Kanatlılarda Salmonella İnfeksiyonları

SALMONELLA İNFEKSİYONLARI
Kanatlı Salmonellozisi, Salmonella cinsindeki etkenlerden ileri gelen kanatlıların büyük bir çoğunluğunda önemli hastalık tablolarına neden olan bir infeksiyondur.
Ayrıca kanatlı Salmonella türlerinin bazılarının insanda da infeksiyon yapması nedeniyle Salmonellozis kanatlılardan bulaşabilen önemli zoonotik infeksiyonlar olarak değerlendirilmektedir.
Salmonella etkenleri Enterobacteriaceae familyasında yer alan Salmonella genusuna ait türlerin içerdiği serotiplerdir. Son sınıflandırmaya göre 2 tür bulunmaktadır.
cholerae suis
bongori
Ancak S. cholerae suis, S. enterica diye de adlandırılmaktadır. 3
Günümüzde bir çok patojeni içeren S. enterica türüaşağıda belirtilen 7 alt gruba ayrılmaktadır.
Enterica subsp. enterica (I)
Enterica subsp. salamae (II)
Enterica subsp. arizonae (IIIa)
Enterica subsp. diarizonae (III-b)
Enterica subsp. houtenae (IV)
Enterica subsp. bongori (V)
Enterica subsp. indica (VI)4
Kanatlılardan izole edilen Salmonella’ların birçoğu
Enterica subsp enterica (I) alt grubuna dahil olup, bu grup çok fazla serovar veya serotip içermektedir.
Genellikle de ilk izole edildikleri şehrin, ya da ilk izole edildikleri hastalığın belirtisinin veya ilk izole edildikleri kanatlı türünün adını alırlar. 5
Enterobacteriacaea familyasının genel özelliklerini taşıyan Salmonella’lar
Gram negatif, kısa ve küçük çomaklar tarzında sporsuz ve kapsülsüz olup, S.pullorum ve S.gallinarum hariçhareketlidirler. Fakültatif anaerob6
 Septisemi olgularından sağlanan organ materyallerinden yapılan ekimlerde Salmonella izolasyonu kolay olmasına rağmen, özellikle portör hayvanların belirlenmesinde kullanılan dışkı kültürlerinde ya da yem örneklerinde Salmonella aranmasında; zenginleştirme yöntemlerinin kullanılması izolasyon şansınıartırmaktadır.
Tetrahionatlı buyyon, içerdiği pepton ve safra gibi maddelerle Salmonella’ların üremesini sağlarken, yine içerdiği kalsiyum karbonat, sodyum tiyosülfat, iyot ve potasyum iyodür ile özelllikle dışkıda bulunan E. coli’nin üremesini inhibe eder.
Zenginleştirme sonrası diferensiyel besi yerlerinde üreyen koloniler değerlendirilir.7
Salmonella etkenlerinin identifikasyonunda, antijenik özelliklerin dikkate alınması son derece önemlidir.
Bu nedenle öncelikle “O” grubu anti-serumlarınkarışımı kabul edilen Salmonella polivalan antiserumu ile yapılan aglutinasyon testinde pozitif sonuçelde edilir ise, incelenen etkenin Salmonella spp. olduğu kabul edilip, daha sonra “O” spesifik grup antiserumları (A,B, C,D,……) ile bu etken tekrar aglutinasyona tabi
tutulur.
Hareketli Salmonella etkenlerinde, bu testlere ilaveten Faz-1 ve Faz-2’ye ait antiserumlar da kullanılarak izole edilen etken serotip düzeyinde identifiye edilir.8
Salmonella’lar endotoksin, enterotoksin ve sitotoksin sentezlemektedirler.
Sentezledikleri endotoksinler özellikle bağırsak mukozasında harabiyete neden olmakta ve bu tür toksinleri sentezleyen Salmonella’larla infekte olan bireylerde şiddetli akut toksemitablosu şekillenmektedir. 9
Salmonella’lara ait fajlar da bulunmaktadır.
Cins düzeyinde Salmonella etkenlerini %97 oranında lize edebilen Salmonella-O-1 fajı, özellikle Salmonella genusunun identifikasyonunda güvenilir cins spesifik bir bakteriyofajdır.
Salmonella’lar ısıya dayanıklı değillerdir, 55°C’de 20 dk da tahrip olurlar. Ancak düşük ısıya oldukça dirençlidirler. Özellikle soğukta saklanan yiyeceklerde; uzun süre canlıkalmaları nedeniyle Salmonella’lardan ileri gelen gıda zehirlenmelerinde bu dirençlilik unutulmamalıdır. 10
Salmonella etkenleri oluşturduklarıpatojenik tablolarına göre 2 grupta incelenirler.
 Majör Salmonellozis: Bu tabloya S.typhi ve S.paratyphi A ve B neden olmaktadır.Özellikle insanda kötü hijyene bağlı olarak şekillenir. Tifoid ateşle karakterize ciddi infeksiyonlardır.
Minör Salmonellozis: Diğer tüm Salmonella’lardan ileri gelen infeksiyonlardır. İnsan ve hayvanlarda görülürler. Genellikle toxi-infeksiyöz karakterde hastalık tablolarıdır.11
Kontaminasyon daima sindirim yoluyla olur. Organizmada etkenin entero-invazif yayılması sonucu organlarda da lokalize formlar (artritis, meningitis ve hepatitis v.s.) şekillenebilir.
Günümüzde Salmonella’ların tümünün patojenik olduğu, ciddi bozukluklara neden olduğu ve oluşan tablonun şiddetinin alınan bakteri miktarıyla ilişkili olduğu bilinmektedir.
Kanatlılarda Salmonellozis’e neden olan türlerin en önemlileri:
 S.pullorum, S.gallinarum, S.arizona, S.enteritidis ve
S.typhimurium
 İlk üçetken genellikle sadece kanatlılarda etkili olmasına rağmen, S.enteritidis ve S.typhimurium’un zoonotik önemi vardır.
İnsan Salmonellozis’inin %70’e yakını bu paratifo etkenlerinden ileri gelmektedir.12


 PULLORUM HASTALIĞ ĞI VE KANATLI Tİ İFOSU FOSU

(Pullorum disease, Pullorum seuche, Pullorose; Fowl typhoid, Hühner typhus, Typhose aviaire)13
Salmonella içerisindeki etkenlerden S.pullorum, pullorum hastalığının, S.gallinarum’da kanatlı tifosunun etkeni olarak bilinmektedir.
Ancak sahada pullorum hastalığının çok az görülmesi ve iki etkenin farklıtürlerden ziyade biyovar olarak değerlendirilmesi bu iki hastalığın birlikte nitelendirilmesine yol açmıştır.14

Etiyoloji
Hareketsiz Salmonella’lar: S.pullorumve S.gallinarum
Biyokimyasal özellikleri açısından birbirlerine çok benzerler.– S.gallinarum dulsitolu va maltozu fermente etmesine rağmen, S.pullorum dulsitolu ve maltozu ayrıştıramaz.– S.gallinarum ornitin dekarboksilaz testinde negatif, S.pullorum ise pozitiftir.15

Epizootiyoloji
S.pullorum ve S.gallinarum infeksiyonlarıbaşta tavuk olmak üzere hindi, bıldırcın, güvercin, serçe ve papağanlarda görülür.
Bunun yanısıra pullorum infeksiyonlarının kanaryalarda, kanatlı tifosunun ise devekuşlarında da görüldüğübildirilmiştir.
S.pullorum’un doğal veya deneysel olarak kanatlı türlerinden başka şempanze, tavşan, kobay, şinşilla, domuz, kedi, tilki, köpek, mink ve sığırda da görülebildiği, buna karşın insanda nadiren bu etkene ait infeksiyon saptandığı yine literatür kayıtlarından anlaşılmaktadır.16
Tavuk ırkları arasında da infeksiyona duyarlılık derecesi değişmektedir. Hafif ırklar, özellikle, Leghorn’lar ağır ırklara göre daha dirençlidirler. Pullorum hastalığı genellikle gençlerdegörülmesine rağmen, erginlerde de zaman zaman görülebilmektedir.
Kanatlı tifosu ergin hastalığı olarak kabul edilmesine karşın, gençlerde, özellikle ilk bir aylık civcivlerde %26 mortalite oluşturabilmektedir.
Dolayısıyla gençlerin erginlere göre, dişilerin de erkeklere göre hastalığa daha duyarlıolduğu söylenebilir.17
Bulaşma kaynağını genellikle infekte yani taşıyıcı kanatlılar teşkil eder. Dolayısıyla bu hayvanlara ait infekte yumurtalarkuluçka için kullanıldığında hastalığın en temel şekli olan vertikal bulaşma söz konusudur. Genellikle hasta veya portör hayvanlar %30 civarında mikroplu yumurta çıkarırlar.
Bu yumurtalardan civciv çıkma olasılığı azalmasına rağmen embriyo döneminin kayıplarından sonra, çıkabilen civcivler portör olarak mikroorganizmalarıdiğerlerine bulaştırır.
infekte kanatlılara ait dışkılar da bir bulaşma kaynağıdır. Bununla kontamine yem, su ve altlık ve ayrıca bunlarla uğraşan çalışanlar ve bunlara ait ekipmanlar etkenlerin kanatlılara bulaşmasını
dolayısıyla, horizontal bulaşmayı kolaylaştırır.
Ayrıca mekanik bulaşmada vahşi kuşların, rodentlerin ve sineklerin de rolüvardır.18

Semptomlar
Genellikle pullorum gençlerin, kanatlı tifosu ise erginlerin hastalığı gibi düşünülse de, vertikal bulaşma çok önem taşıdığı
için civciv ve gençpiliçlerde aynı klinik belirtiler görülür.
İnfekte yumurtalarda çıkış mümkün olsa bile kısa sürede civcivlerde ölümler izlenir. Ya da halsiz, zayıf civcivler görülür.
Kloakaları kirli ve beyaz renklidir.
Bazı durumlarda ise ölümlere daha sonraki haftalarda, genellikle de 2. ve 3. haftada rastlanır.
Hastalık, solunum belirtileri, düşkünlük ve beyazımtırak bir ishalle seyreden septisemik form halindedir.
Civcivler şaşkın bir şekilde kenarlara çekilmişlerdir.
Halsizlik göze çarpar.
Perakut seyrettiği durumlarda artritis ve omfalitis de görülebilir.
Nadiren körlük, eklemlerde şişlik ve buna bağlı topallık da görülebilmektedir.19
Ergin hayvanlarda genellikle semptom görülmez.
akut olgularda halsizlik, düşkünlük, yumurta veriminde düşüş, ilk günlerde ateş, iştahsızlık ve 10 gün içinde de ölüm izlenebilir.
kronik olgularda bu semptomları izlemek mümkün değildir. Buna karşın lokalize formları görülür. Ovaritis, salpingitis ve özellikle de yumurtanın karın boşluğuna düşmesine bağlı bozukluklar söz konusu olur.
Etkenin virulansına ve sürünün direncine göre pullorumda mortalite %0-100, tifoda ise %10-93 arasında değişmektedir.
Morbidite mortaliteden daha yüksektir.
Genellikle de hastalığı geçiren hayvanlar portör olarak kalırlar ve hastalık için bulaş kaynağını oluştururlar.20

Nekropside, perakut infeksiyonlardan ölen hayvanlarda herhangi bir bulgu görülmeyebilir.
Akut infeksiyonlarda ise karaciğer, dalak ve böbrekler hemorajikgörünümlüolup karaciğerde küçük nekrotik odaklar göze çarpar ve karaciğer hipertrofiktir.
Asites gözlenebilir.
Civcivlerde yumurta sarısı genellikle emilmemiştir.
Böbrekler solgun ve ürat karistalleriyle doludur. Rektum, ishale eklenen ürat nedeniyle beyazımtırak bir sıvı ile dolu olup genişlemiştir.
Ergin hayvanlarda daha çok lokalize formlar şekillenmiştir.
Karaciğer hipertrofik olup, yeşilimsi bronz renkte gevşek bir kıvamda görülür ve kolayca parçalanabilir.
Safra kesesi genişlemiş ve içi safrayla doludur.
Özellikle dişilerde ovarium foliküllerinde lezyonlar görülür. Ovidukt lumeni kazeöz bir içerikle doludur.
Buradaki dejeneratif bozukluklara bağlı peritonitis, hatta daha ileri durumlarda perikarditis dikkati çeker.
Erkeklerde de testislerde beyaz odak ve nodüller görülür. Nadiren de olsa hava keselerinde kazeöz granülomlara rastlanabilir.
Hindi ve ördeklerde de tavuklardaki tablolara benzer görünümler söz konusudur.21

Teşhis

1-Klinik ve nekropsi bulguları:
S.pullorum ve S.gallinarum’dan ileri gelen infeksiyonlarda klinik ve nekropsi bulgularıyla kesin teşhis konulamaz.
Her iki etkenden ileri gelen tablolar birbiriyle karışabildiği gibi,
pastörollozis, kolibasillozis, paratifo infeksiyonları, mikoplasmozis, aspergillozis ve Newcastle hastalığıile karışabilir.
Bu nedenle laboratuvar muayenelerinin yapılmasızorunludur.27

2-Laboratuvar muayeneleri:
İnfeksiyonun mikrobiyolojik teşhisi için yeni ölmüşveya agoni halindeki hayvanlar, serolojik teşhis için ise, hayvanlardan kan veya kan serumu laboratuvara gönderilmelidir.
a) Bakteriyoskopi
b) Kültür: Bakteriyoskopide yararlanılan organlardan aseptik koşullarda kanlı agar, Mac Conkey agar, E.M.B. agar gibi besiyerlerine ekimler yapılarak 37°C’de 24-
48 saat inkube edilir. Dışkı materyalinden ekim
yapılıyor ise, zenginleştirme yöntemlerinden yararlanılmalıdır. Zenginleştirme sonrası yine aynıbesiyerlerine ekimler yapılır. Üreyen koloniler etiyoloji bahsında verilen biyokimyasal testlerle incelenerek identifikasyona gidilir. Ayrıca üreyen kolonilerin Salmonella cinsine ait olup olmadığıSalmonella O-1 fajı kullanılarak konfirme edilebilir.28
c) Serolojik testler: İki amaçla serolojik testlerden yararlanılır.
Birincisi, üreyen kolonilerin identifikasyonunda, laboratuvarda bulunan grup spesifik serumlarla üreyen koloniler lam üzerinde aglutinasyona tabi tutulur, yani etkenin antijenik analizine yönelik bir identifikasyon yolu izlenebilir.
İkincisi ise, infeksiyonun olduğu düşünülen kümesteki hayvanlardan kan alınarak, serumu çıkarılır; standart ve varyant suşlardan hazırlanmış aglutinasyon antijenleri kullanılarak hasta veya portör hayvanlar tesbit edilir. Bu amaçiçin lam aglütinasyon (RP), tüp aglütinasyon (TA) ve mikroaglütinasyon (MA) testleri kullanılmaktadır. Lam aglutinasyon testinde tüp aglütinasyon antijenine göre 50 kat konsantre ve kristal violet ile boyalı, mikroaglutinasyon testinde ise Safranin-O ile boyalı antijenlerden yararlanılmaktadır. Ayrıca hindilerde kullanılamayan taze kanla yapılan aglütinasyon (WB) testi de tavuklarda serolojik taramalarda kullanılmaktadır.
d) Hayvan deneyi: Salmonella etkenlerinin kontamine materyalden izolasyonu amacıyla veya bazı özel çalışmalarda civciv, tavuk veya tavşanlar deney hayvanı olarak kulanılabilir.29

Sağaltım

Damızlık yetiştirmelerin dışındaki kanatlılara kinolonlar(Nalidiksik asit ve enrofloksacin gibi), aminosidler, betalaktamazlar (amoksicillin, ampisilin vb.), tetrasiklinler ve furazolidon grubu ilaçlar verilebilir.
Koruma ve Kontrol
Uzun yıllardan beri tavuk ve hindi kümeslerinde pullorum hastalığı ve tavuk tifosu ile ilgili kontrol çalışmaları yapılmaktadır.
İşletmelerde temel programların uygulanması ile hem tavuk tifosu hem de pullorum hastalığı azaltılmıştır.
Bu hastalıklarda en basit uygulamalar, damızlık kümeslerin Salmonella gallinarum ve Salmonella pullorum’dan ari olarak yetiştirilmesi ve bu sürülerden elde edilen civcivlerin indirekt ve direkt olarak bu organizmalarla temasının önlenmesini kapsamaktadır.30
A-Kümes idaresi ile ilgili işlemler:
İnfeksiyon etkenlerinden korunmada en etkin yöntem S.pullorum ve S.gallinarum un kümese girişinin önlenmesidir.
Bu iki hastalığın yayılmasında vertikal bulaşmanın önemli rol oynaması nedeniyle kuluçkaya konulan yumurtaların tavuk tifosu ve pullorum hastalığıyönünden ari olması gereklidir ve sadece böyle yumurtalar kuluçkaya gönderilmelidir.
Ulusal kontrol programlarında, tavuk ve hindi damızlık kümeslerinin ve bunların civcivlerinin iki hastalık yönünden ari oldukları belirlenmelidir.
S.pullorum ve S.gallinarum’un primer konakçılarıtavuk ve hindilerdir.
Serbest yaşayan kuşlar ve diğer kanatlılar infeksiyonun büyük bir rezervuarı değildirler.31
Pullorum hastalığının ve tavuk tifosunun önlenmesinde manegement uygulamaları tam olarak yapılmalı ve taşıyıcılar düzenli olarak ortadan kaldırılmalıdır.
Bunun için,
1. Civcivler ve gençkanatlılar pullorum ve tavuk tifosundan ari kaynaklardan sağlanmalıdır.
2. Hastalıktan ari olan sürüler ile ari olduğu bilinmeyen sürüler ve diğer kanatlılar birbirleri ile karıştırılmamalıdır.
3. Civcivler ve diğer gençkanatlılar iyi temizlenmişortamlara konulmalıdır.
4. Civcivler ve diğer gençkanatlılar ısı işlemi görmüşyemlerle beslenmelidir ve yem katkılarındaki salmonella kontaminasyonları bu şekilde azaltılmalı veya salmonella ile kontamine yem katkılarıkullanılmamalıdır.32
5. Dışarıdaki kaynaklardan salmonellaların girişinin önlenmesi için biyogüvenlik uygulamaları eksiksiz yerine getirilmelidir. Bu amaçla,
a) Serbest yaşayan kuşların S.pullorum veya S.gallinarumtaşıyıcılığı düşük olsa dahi, kümeslere bu kuşların girişi önlenmelidir.
b) Rat, fare, tavşan, kedi, köpek ve zararlı böcekler salmonella taşıyıcısı olabilirler. Bu nedenle kümeslere kemiricilerin girmesi önlenmelidir.
c) İnsekt kontrol programı önemlidir ve özellikle ev sinekleri, kanatlı bitleri ve zararlı böcekler kümese girmeleri önlenmelidir. Bu zararlı böcekler salmonella ve diğer kanatlıpatojenleri için taşıyıcı olabilirler.
d) Hayvanlara mutlaka temiz su sağlanmalı ve içme sularıklorlanmalıdır. Bazı bölgelerde yüzey sularının toplanarak bir
gölet oluşturulması oldukça tehlikelidir.
e) Mikroorganizmaları içeren mekanik taşıyıcılar, insanların çizme ve elbiseleri olduğu kadar ekipmanlar, arabalar, taşıma kasaları önemlidir. Her aşamada cansız taşıyıcılar ile etkenlerin kümese girişleri önlenmelidir.
f) Tüm ıskarta ve ölühayvanlar bölgeden uzaklaştırılmalıdır.33

B-Portörlerin ayıklanması:
Pullorum hastalığının kontrol programının oluşturulmasında infekte tavukların belirlenmesi için tüp aglutinasyon testi 1913 yılında geliştirilmiştir. Bu reaktörlerin belirlenmesi ve uzaklaştırılması ile kümeslerden hastalığın elimine edilmesi için kullanılmalıdır.
Saha sonuçları, tek test kullanılımının reaktörlerin uzaklaştırılması ve kümeslerden infekte tavukların tamamıyla elimine edilmesi için yeterli olmadığınıgöstermiştir. Böyle sonuçlar üçmuhtemel nedenden dolayı gerekli katkıyı sağlayamamaktadır.
1) İnfekte hayvanlardaki serum aglutininlerinin titresi inip çıkmakta ve değerlendirmede kriter titrelerdeki (1/25-1/50) seviyeleri belirli periyotlarda düşmektedir.
2) İnfeksiyon ile aglutininlerin gelişmesi arasında belirli bir sürenin geçmesi gerekmektedir.
3) Reaktörlerin uzaklaştırılmasına rağmen, çevresel kontaminasyonlar şekillendiğinde, diğer hayvanlar için bir infeksiyon kaynağı oluşturmaktadır.34
Serolojik teşhis amacıyla,tüp aglutinasyon (TA)lam aglutinasyon (RP),kanla yapılan aglutinasyon (WB) mikroaglutinasyon (MA) testleri geliştirilmiştir.
Bu testlerin tümütaşıyıcıların saptanmasında etkindir.
MA testi, TA testine bağlı olarak geliştirilen ve ekonomide avantaj sağlayan bir testtir.
Tavuklarda bu testlerin dördüde kabul görürken WB testi hindiler için kullanılmamaktadır.
ELISA da pullorum ve tavuk tifosu için sürütaramalarında kullanılabilmektedir.
Serolojik olarak infekte olduğu belirlenen bir veya daha fazla reaktörden alınan materyallerin bakteriyolojik yönden incelenmesi ve bu muayenelerle infeksiyonun doğrulanması gereklidir.
Eğer kümeste şüpheli reaksiyonlar belirlenmişse, güçlüpozitif reaksiyon veren tavuklardan alınan materyaller laboratuvara gönderilerek yeniden test edilmeli ve dikkatli bir bakteriyolojik muayene yapılmalıdır.
Rutin testlerde, şüpheli veya atipik reaksiyonlar pozitif olarak değerlendirilmemelidir. Çünkübu reaksiyonlar S.pullorum veya S.gallinarum dışındaki diğer bakterilerden de kaynaklanabilir.35
Nonpullorum-nongallinarum reaktörler:
Nonpullorum ve muhtemelen nongallinarum, reaktörler, ender olarak reaksiyonları yorumlamada probleme neden olabilir.
Bunlar S.pullorum antijenleri ile ilişkili antijenlere sahip olan diğer bakterilerle infekte olan hayvanlardır.
Koliform, mikrokok ve streptokoklar (özellikle de Lancefield Grup D’ye ait olanlar), tavuklarda nonpullorum reaksiyonlarının büyük bir oranından sorumludur. Ayrıca, Staphylococcus epidermidis, Micrococcus spp., Aerobacter aerogenes, Proteus spp., E.coli, Arizonae, Providentia ve Citrobacter türleri de çoğu nonpullorum reaksiyonlarından sorumludurlar.
Diğer salmonellalar içinde özellikle Grup D’de bulunan S.enteritidis de kros reaksiyona neden olmaktadır.
Bu faktörlerden dolayı ayrıntılı bakteriyolojik muayeneler, kümeste infeksiyonunun durumunu belirlemede sıklıkla kullanılan tek bağlayıcı ve genellikle S.pullorum ve S.gallinarum tarafından oluşturulan infeksiyonlar arasında da tek ayrımlayıcı yöntemdir.36
Saha eradikasyonu: Sahada hastalığı eradike etmede uygulanması gereken temel kurallar aşağıda sunulmuştur.
1. Pullorum ve Tavuk tifosu bildirimi zorunlu olmalıdır,
2. Hastalık çıkan yerlerde karantina uygulanmalıdır ve infekte kümese ait hayvanlar denetim altında kestirilmeli ve satışa sunulmalıdır,
3. Tüm hastalık vakaları resmi idare veya yerel idare tarafından araştırılmalıdır,
4. İthal edilen kanatlılar ve yumurtaları bu hastalıktan ari olmalıdır,
5. Pazarda satılan kanatlılar bu hastalıktan ari olmalıdır,
6. Damızlık kümesler ve kuluçkalar pullorum-tifo kontrol programları çerçevesinde kontrol edilmelidirler.
Türkiye’de Tavukların Salmonellozis’i 3285 sayılı Hayvan Sağlığıve Zabıtası Kanunu’na göre “İhbarı Mecburi Hayvan Hastalıkları” kapsamında olup, damızlık kümeslerin Salmonella pullorum/gallinarum yönünden kontrolüde son olarak 1998’de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın çıkarmış olduğu “Kuluçkahane ve Damızlık İşletmelerinin Sağlık ve Kontrol Yönetmeliği ve Talimatı” ile düzenlenmiştir.37

Aşılama: 
Pullorumun ticari kümeslerden çoğunlukla eradike edilmesi ve eradikasyon programının mecburi uygulanması nedeniyle, pullorum hastalığının aşı ile kontrolünde aşıların üretimine ilgili az sayıda çalışma yapılmıştır.
Tavuk tifosu ise halen dünyanın bazı yerlerinde problem olmaya devam etmektedir.
USA’da lisans verilmiş herhangi bir S.gallinarum aşısı bulunmamaktadır ve bazı ülkelerde kulanılan canlı modifiye aşılara da USA’da izin verilmemiştir.
Araştırıcılar ölüve modifiye canlı aşılar üretmişlerdir.
Bazı ülkelerde tavuk tifosu patlaklarında, 9R suşunun canlı oral veya mineral yağlı adjuvantlı veya adjuvantsız injektabl aşılarıkullanılmış ve farklı sonuçlar bildirilmiştir. Benzer olarak S.gallinarum’un dış membran proteinlerinin, patojenik suşların içorganlara yerleşiminden 9R suşuna göre daha iyi koruma sağladığıbildirilmiştir.
Son yıllarda, tavuk tifosuna karşı aşılamada, S.gallinarum’un mutant suşunun kullanımı ile S.gallinarum’un bir virulens-plasmidinin çıkarılması sonrasındaki elde edilen suşundan S.gallinarum ile infeksiyona karşı korumada ümit verici sonuçlar alınmıştır.38

PARATİFO İNFEKSİYONLARI
(Paratyphoid infection, Salmonellosis, Salmonelloses)

Genellikle S. arizona dışındaki hareketli Salmonella serotipleri, paratifo Salmonella etkenleri olarak tanımlanmaktadır.
Sadece kanatlı sağlığını tehdit etmeyen, özellikle gıda kaynaklı Salmonella infeksiyonlarının en önemli sorumlusu olarak da bilinen bu etkenler, son yıllarda oldukça dikkati çekmiştir.39

Etiyoloji
Paratifo etkenlerinden en çok bilinenleri S.typhimurium ve S.enteritidis’dir.
Ancak bunlar kadar olmasa da S. montevideove S. thomson gibi bazı serotipler de hastalıkta rol oynamaktadır.
Paratifo etkenleri diye adlandırılan bu mikroorganizmalar Enterobacteriaceae familyasının Salmonella cinsine ait S. enterica subs. entrica’nın serotipleri (veya serovar)dir. 40

Epidemiyoloji
Paratifo etkenleri konakçı spesifik olmadıklarından ve hiçbir hastalık belirtisi göstermeden dışkıyla etrafa saçıldıklarındantifoid etkenlere göre epidemiyolojileri daha kompleksdir.
Paratifo infeksiyonlarında infeksiyon kaynağını; kanatlılar, yem ve çevre olarak ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.
Civcivler yumurtadan çıktıkdan hemen sonra ağız yoluyla etkeni alabilirler ve dışkıyla yoğun bir şekilde saçarlar.
Kontamine yumurta kabuğundan, tüy ve tozlardan etkenin bu şekilde alınması, civcivlerin kuluçka makinalarında infekte olmasına, dolayısıyla da kuluçka makinalarının kontaminasyonuna yol açar. Böyle bir bulaşmayla şekillenen infeksiyon bir broylerin hayatı boyunca sürmekte ve aynı kümesteki hayvanlar arasında
kros kontaminasyonlara neden olmaktadır.
Dışkıyla saçılmanın oranı bir çok faktöre bağlıdır. Antibiyotik,
probiyotik ve büyütme faktörlerinin kullanımı bu saçılımı etkiler.
Ayrıca paraziter infestasyonlar ve immun sistemi etkileyen
Gumboro gibi hastalıklar da etkileyen faktörler arasında sayılabilir.41
Yem, paratifo etkenlerinin bulaşmasında en önemli bulaşma kaynağından biridir.
Özellikle balık unu kullanılan kanatlırasyonlarında, balık ununun havada kurutulması esnasında, yabani kuşların ve sürüngenlerin dışkı materyalleriyle kontamine olmasına bağlı olarak, konakçı spesik olmayan bu etkenlerin kanatlılara yemle bulaşması söz konusudur.
Yem, hazırlanma periyodunun dışında da, saklama koşullarının iyi olmaması durumunda da tehlike arzetmektedir.
Özellikle yem depolarındaki fare ve diğer kemiriciler bu etkenlerin taşıyıcılarıdır.42
Bulaşmada çevreyle ilgili olarak kümesin bulunduğu bölgeninin iklimini unutmamak gerekir. Ilıman iklimli diğer kemiriciler ve sürüngenlerin girişini engelleyemez.
Farelerle mücadelede kullanılan kediler de yine kontaminasyon kaynağıolabilir.
Ayrıca, hamam böcekleri, küçük yem kurtları, diğer hayvanlar, kümes
personeli, ekipman, kanatlılar için kullanılan su da paratifo etkenlerinin bulaşmasında rol oynarlar.
İnsanlara bulaşma gıda kaynaklı kanatlı ürünleriyle (et ve yumurta) olmaktadır.
Paratifo etkenlerini taşıyan kanatlılar, dışkı ile etkeni saçtıklarında, özellikle tüy ve derilerinin kontaminasyonuna neden olurlar.
Kesimhanelere sevk sırasında taşıma kapları da bu bulaşmadan etkilenir.
Bir sürüde %5’den az bir infeksiyon oranının %50-100’lük bir karkas kontaminasyonuna yol açtığı belirlenmiştir.
Kesimhanelerdeki haşlama tanklarının, dışkıyla kontamine olması ya da içorganların çıkartılması esnasındaki yırtılmalar, karkas kontaminasyonunun en önemli nedenleridir. Bu tür bulaşık tavuk etlerinin iyi pişirilmeden tüketilmesi insanlar için en önemli hastalık nedenidir.43
Kanatlı paratifo infeksiyonlarının patogenesisi, insanlardaki S. typhi ve tavuklardaki S.gallinarum gibi ‘tifoid’ infeksiyonlardan farklılık göstermektedir.
ergin kanatlılarda şiddetli sistemik tablolara rastlanmaz.
Klinik tablolar sadece civcivlerde görülmektedir.
Genellikle de civcivlerde infeksiyona ağız yoluyla alınan S.enteritidis serotipinin bağırsak cidarından invaze olarak retikule-endotelyal sisteme geçmesiyle intra selüler üreme gerçekleşir ve ölüm şekillenir. –Enteritis çok belirgin değildir. –Birkaçgünlükten büyük kanatlılarda, bağırsak florasının gelişmesine bağlı olarak etkenin üremesi fazla olamamaktadır. –Ayrıca, invaze olan mikrooganizmalara, makrofaj engeli de söz konusu olunca, infeksiyona bağlı ölüm meydana gelmeyebilir.44
Yumurtacıırklarda, etkenin lokalizasyonu seksüel olgunlaşmanın başlangıcında reproduktif kanala, özellikle, ovaryum ve ovidukta olmaktadır. Bu nedenle
S.pullorum ve S.enteritidis’in yumurtayla saçılımıönem kazanmakta ve ayrıca, yumurtlama sırasında yumurta kabuğunun dışkı ile kontaminasyonuna bağlıolarak da, yumurta etkenle bulaşmaktadır.
Konakçıya adapte olmayan paratifo etkenleri, hastalık belirtisi meydana getirmeden, kanatlıların kolonize oldukları sindirim kanalından dışkıyla saçılarak karkas kontaminasyonuna neden olup, insan gıda zincirine girerler. Kontamine yumurtalar da çiğ tüketildiği (mayonez, krema v.b.) takdirde aynı tehlikeyi gösterirler.45

Semptomlar
Klinik belirtiler çok tanıtıcı değildir.
Civcivler ilk 24 saat içinde hastalanırlar.
Mortalite %10 civarında iken, şiddetli olgularda %80’lere ulaşır.
İnfeksiyona karşı direnç, makrofajların şekillenmesine bağlı olarak, ilk günlerden sonra süratle artar.
Genellikle hastalarda, su tüketiminde azalma, iştahsızlık, tüylerde karışıklık, artan derecede ishal görülür. Kloaka etrafındaki tüyler kirlidir.
Ölüm genellikle 4-10 gün içinde şekillenir.
Hastalığı atlatan kanatlılar gelişme geriliği gösterir.
Nekropside civcivlerde, yüksek oranda emilmemiş yumurta sarıkesesi görülür. Ayrıca, karaciğer, dalakta büyüme ve küçük nekroz odaklarına rastlanır.
Perikarditis ve polyserositisin yanısıra, artritis ve sekumda kazeöz karakterli eksudat birikimi de görülebilir.46

Teşhis
1-Klinik ve nekropsi bulguları: Hastalıkta şekillenen klinik ve nekropsi bulguları tanıtıcı değildir. Bir çok bakteriyel ve viral hastalığın belirtileriyle karışır.
2-Laboratuvar muayeneleri: Bu amaçiçin yeni ölmüş veya hasta hayvanlardan organ materyalleri alınıp, süratle laboratuvara gönderilmelidir.
a) Bakteriyoskopi: Organlardan yapılan preparatların Gram boyama yöntemiyle boyanmasında Gram negatif etkenlerin görülmesi bu infeksiyonu düşündürür.
b) Kültür: Organlardan direkt ekimler, dışkıdan ise zenginleştirme yöntemleri uygulanmalıdır. Diğer Salmonella etkenlerinin teşhisinde uygulanan yol izlenmeli, biyokimyasal testler yeterli olmadığında, faj tiplendirme ve üreyen etkenlerin antijenik özellikleri incelenmelidir.
c) Serolojik Testler: Yine diğer Salmonella izolasyonlarında olduğu gibi
canlı hayvanlara ait kan serumlarında serolojik incelemeler yapılabilir.
d) Hayvan Deneyi: Kontamine materyalden etken izolasyonu ya da patojenite denemeleri gerektiğinde, civcivler veya diğer deney hayvanları kullanılabilir.47

Sağaltım
Paratifo infeksiyonlarında tedavi sıklıkla kullanılmamasına karşın, bu konu hala tartışılmaktadır.
Antibiyotikler, Kuzey İrlanda’da broyler damızlık ve broylerlerde görülen S.enteritidis için kontrol programlarının bir parçası olarak tedavi edici ve profilaktik olarak kullanılmaktadır.
Polimiksin B sülfat ve trimethoprim kombinasyonları civcivlerde koruyucu ve iyileştirici olarak kulanılmaktadır. Farklıantimikrobial ajanlar arasında tetrasiklinler, neomisin, basitrasin ve sulfa grubu (yumurtacı hayvanlar hariç) ilaçların kanatlılarda düzenli olarak kullanılabileceği bildirilmektedir. Enjektable gentamisin ve spektinomisin özellikle hindi palazlarında kuluçka kaynaklı sarı kesesi infeksiyonlarının kontrolünde önerilmektedir.
İçme suyu ile veya yem katkısı olarak kullanılan antibiyotikler, S.typhimurium infeksiyonlarını tedavi etmekte kullanılmış ve kloakal svablarla bu kullanımlardan sonra bir azalma saptanmıştır. Fakat araştırıcılar bu işlemlerin sınırlı bir etkiye sahip olduğu görüşündedir.48

Koruma ve Kontrol
Kanatlıları, paratifo (PT) infeksiyonlarından korumak için kritik kontrol noktalarının oluşturulmasındaki gösterilen çabalar salmonellaların
kümese giriş kaynaklarının farklılık göstermesinden dolayı yetersiz kalmaktadır.
Etkili kontrol ve koruma programları, bir çok faktörüiçermelidir.
Yumurta, civciv veya tavuklar sadece Salmonella-ari damızlık kümeslerden alınmalıdır
Kuluçkalık yumurtalar tam olarak dezenfekte edilmeli ve sanitasyon standartlarına göre kuluçkaya konulmalıdır.
Kümesler tamamıyla önerilen şekilde temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir.
Rodent ve insekt kontrolleri düzenli olarak yapılmalıdır. Biyogüvenlik tam olarak uygulanmalı ve kümesler arasında ve dışarıdan Salmonellaların girişi engellenmelidir. Damızlık hayvanlara sadece peletlenmiş ve hayvansal protein kaynağı içermeyen yemler verilmelidir. Salmonella infeksiyonlarıyla mücadelede sağaltıma ek olarak yarışla dışlama (competitive exclution, CE) kültürleri veya aşı uygulanabilir. 49
Competitive exclusion (CE, Yarışmacı dışlama): Kuluçkadan yeni çıkmış civcivler PT infeksiyonuna oldukça duyarlıdır, fakat çok çabuk bir şekilde dirençli hale gelirler. Salmonellaya duyarlılığında bu yaşa bağlı azalma, çevreden koruyucu intestinal floranın kazanılması ve bağırsaklara yerleşmesidir. Diğer bağırsak bakterilerinin salmonellalar üzerine inhibitör etkisinin ortaya konulması ile bu temele dayanan ve “yarışmacı dışlama” olarak isimlendirilen tedaviler geliştirilmiştir. CE uygulamaları salmonellaların bağırsak kolonizasyonunun azaltılması amacıyla kanatlılara, tanımlanmışveya tanımlanmamış bakteriyel kültürlerin verilmesi işlemini kapsamaktadır. Salmonella tedavisinden sonra CE preparatlarının kullanımıtavuklarda tam olarak intestinal floranın oluşturulmasınedeniyle, Salmonellaların bağırsaklara yeniden kolonizasyonunu etkin bir şekilde azaltmaktadır. Bazı durumlarda, CE kültürleri ile tedavi Salmonella infeksiyonundan kurtulmak için de kullanılmaktadır.50

Aşılama:
PT infeksiyonuna duyarlı kanatlılarda hem inaktif, hem de canlı aşılar kullanılmıştır. Canlı Salmonella aşıları daha iyi bir koruma sağlamasıve konakçı immun sisteminde daha uzun süreli kalıcıolması nedeniyle ölü aşılara göre daha fazla etkindir. İnaktif aşılar özellikle hücresel tipte immun yanıt oluşturmada zayıf kalmaktadır.
  Canlı ve inaktif aşılar Salmonellalara karşı koruma sağlasalar da tam bir korunmadan söz etmek mümkün değildir.Bu nedenle de mutlaka Salmonellaların kümeslere girişlerinin önlenmesi gereklidir ve aşılar sadece CE’de olduğu gibi Salmonella infeksiyonlarınıazaltmada kullanılabilir.51
Son yıllarda kanatlılarda ölü aşılar (bakterin) özellikle de S.enteritidis ile ilgili olarak yeniden güncellik kazanmıştır.
Salmonella dış membran proteinlerinden hazırlanan subunit aşılar, hindilerde S.enteritidis ve S.heidelberg infeksiyonlarına karşı etkin bulunmuştur.52
Canlı atenüe aşıların immun sistemi yeterince uyarmak için dokularda kalıcı olmaya gereksinimi vardır. Fakat avirulent olmalıve sonuçta aşılanan hayvanlardan elimine edilebilmelidir.
Atenüe PT salmonella aşılarının tavuklarda koruyuculukları test edilmiştir. S.enteritidis’in aroA-mutantının oral veya kasiçi olarak uygulanması, S.enteritidis’in deneysel infeksiyonu sonrasında dışkı ile salmonella çıkarımının azaldığı, içorganlarda invazyonun engellendiği ve horizontal bulaşmanın düştüğüsaptanmıştır. Bu korumanın aşı ile, aşı suşunun inokule edilmesinden 23 hafta sonraya kadar devam ettiği bildirilmiştir. Bu mutant suşla yapılan oral aşılamalarda, S.typhimurium’a karşı çapraz korunma sağlanamamıştır.
S.typhimurium’un bağırsak kolonizasyonuna ve iç organlara invazyonuna karşı güçlü bir koruma sağlamış ve ayrıca diğer erogruplardaki salmonella infeksiyonlarına karşı farklı seviyelerde koruma sağladığı bildirilmiştir.53

ARİZONA İNFEKSİYONLARI
(Arizonosis, Aviàre arizonosis, Arizonoses)

Arizona hastalığı S.arizonae’nın neden olduğu ve daha çok hindi palazlarında görülen akut septisemik bir hastalıktır.54

Etiyoloji
Hastalık etkeni olan S.arizonae, Salmonella enterica subsp. arizonae (IIIa) ve diarizonae(IIIb) grupları içinde yeralan 300’den fazla serotipi olan bir türdür.
Antijenik yapısı yönünden “O” somatik ve “H” flagella antijenleri vardır. Salmonella’ların serolojik olarak formüle edilmesindeki genel kurallar arizona grubu için de geçerlidir.
Şimdiye kadar 34 somatik, 43 flagella antijeni gösterilmiştir. Isıya ve bilinen dezenfektanlara oldukça duyarlıdır. Ancak kontamine suda 5 ay, kontamine yemde 7 ay canlı kalabilir.55

Epizootiyoloji
S.arizonae çeşitli kanatlı, memeli ve sürüngen türlerinde doğal olarak bulunabilir. Ancak kanatlılar arasında hindiler çok duyarlıdır.
Hastalık kaynağını vahşi kuşlar, sürüngenler, rat ve farelerdeki etken oluşturur.Bulaşmada diğer Salmonella’larda olduğu gibi transovarien bulaşma (vertikal) ve fekalbulaşma söz konusudur. Etken fekal bulaşmayla yumurta kabuğundan penetre olabilmektedir. Ayrıca dışkı ile kontamine olmuş yem ve sularla da bulaşma şekilllenmektedir.56
Semptomlar:Semptomlar çok spesifik olmamasına rağmen özellikle civciv ve yarkalarda –halsizlik, ishal, –paraliz –kloaka çevresinde–Körlük–beynin infekte olmasına bağlı konvülsiyonlar.
Nekropsi bulguları da çok tipik değildir.57

Teşhis
1-Klinik ve nekropsi bulguları: Hindilerde yüksek mortalite ve sinirsel belirtiler Arizonis yönünden şüphe uyandırır. Ancak paratifo infeksiyonları, Newcastle, Aspergillozis, vit. E eksikliğide gözardı edilmeden laboratuvara marazi madde gönderilmelidir.
2-Laboratuvar muayeneleri
a) Bakteriyoskopi: Hasta veya ölen hayvanların içorganlarından yapılan preparatlar Gram boyama yöntemiyle boyanarak incelenirler.
b) Kültür: Bu amaçla yine hasta veya ölen hayvanların karaciğer, kalp, dalaklarından ekimler yapılıp S.arizona yönünden değerlendirilir.
c) Serolojik testler: Arizonosisde serolojik testlerden kültürlerde üreyen etkenlerin identifikasyonu amacıyla yararlanılmaktadır. Polivalan S.arizonae antiserumları kullanılarak ilk aşamada üreyen etkenlerin diğer salmonella’lardan ayırt edilmesi sağlanır.58

Sağaltım
Kanatlı arizonosisinin sağaltımında furazolidon grubu ilaçlarla, gentamisin ve spektinomisin’denyararlanılmaktadır. Ayrıca kuluçka yumurtalarına da antibiyotik sağaltımı (daldırma veya enjeksiyon yolu ile) önerilmektedir.

Koruma ve Kontrol
Vertikal yolla bulaşma önemli olduğu için, öncelikle damızlıkların S.arizonae’dan ari olması gerekir. kolay temizlenen ve dezenfekte edilen binalarda yetiştirmenin yapılması kaliteli yem hammaddelerinin kullanılması, kuluçkanın ve damızlıkların düzenli olarak mikrobiyolojik yönden kontrol edilmesi gerekir. Aşılama çalışmalarına ait araştırmalar devam etmektedir. Ancak bir aşılama programı henüz oluşturulamamıştır.

Vet. Hek. M. Zeki

Öğrenme serüvenimiz asla bitmeyecek, öğrenmek için öğrenci olmaya devam...

Bir Cevap Yazın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
%d blogcu bunu beğendi: