Su Hijyeni

Su Hijyeni

Suyun önemi
Hava, su, ısı, ışık ve besin maddeleri canlıların yaşaması için gerekli temel unsurlardır. Bu unsurların
başında oksijen ve su gelmektedir. Canlı organizmayı oluşturan hücrelerin yaşam faaliyetlerini devam
ettirebilmeleri için suya gereksinimleri vardır. Su yaşam için en zorunlu maddelerden birisidir.
Susuzluğa dayanmak oldukça zordur. İnsan gıda almadan yalnız su içerek yaklaşık 5 hafta hayatını
sürdürebildiği, halde susuzluğa ancak 7-12 gün dayanır. Henüz hayatın başlangıcında olan üç aylık bir
fötusun %95’i sudur. İnsan organizmasının %62-67’si, hayvan organizmasının %60- 70’i sudan
ibarettir. İnsan organizmasındaki suyun 2/3’ü hücre içerisinde, geriye kalan kısmı ise dokular arası
sıvıda ve kanda bulunur. Kimyasal formülü H2O’dur, ağırlıkça %11,1 Hidrojen ve %88,9 Oksijenden
meydana gelir. Su molekülünde iki hidrojen atomunun aynı tarafta bulunması pozitif yüklü olmasına
neden olur, oksijen atomu da negatif yüklüdür. Periyodik cetvelde oksijene benzer diğer maddelerin
dihidrürlerinden farklıdır. Atmosferik basınç ve oda sıcaklığında (25°C) daha ağır moleküller (H2S,
H2Se ) gaz halindeyken, H2O sıvı halde bulunur. 100°C’ye çıkarıldığında gazlaşır. Su daha yoğundur,
dielektrik sabiti ve yüzey gerilimi yüksektir. Donma noktası ise düşük olup, donduğunda daha az
yoğun haldedir. Saf su renksiz, kokusuz ve tatsız bir sıvıdır, 0°C’de donarak katı faza geçer .
Su hijyeni, yalnız içme için kullanılan suyun nitelikleri ile meşgul olmaz. Aynı zamanda yıkama ,
mutfak ve ev işlerinde kullanılacak suların niteliklerinin tespiti, su kirlenmesinin önlenmesi ve suların
dezenfeksiyonu işleri ile de ilgilidir. Toplumun içme ve kullanma (Yemek yapma, temizlik ve benzeri)
gereksinimleri için kullandığı şehir şebekeleri, kuyu, çeşme ve gene aynı amaçlarla kullanmak üzere
teknik metotlarla tasfiye edilmiş dere,nehir ve göl suları içilebilir su olarak tanımlanır. İçme ve çeşitli
maksatlarla kullanılan ve insan sağlığı ile çok yakından ilişkisi olan ve kısaca içme, kullanma suyu adı
verilen suyun hepsi “ALİMENTASYON SUYU” olarak adlandırılır. Bu suyun miktarı kent ve
köylerin nüfusuna, bağlı olarak günde insan başına en az 150 litre olarak hesap edilir.

Su gereksinimi
İnsan organizmasının %60-70’i sudur. Bu suyun 2/3’ü hücreler içerisinde geriye kalan kısmı dokular
arası sıvıda ve kanda bulunur. Proteinlerden zengin gıdaların bol olarak yenilmesi halinde de
proteinlerin parçalanma ürünü olan üre idrarla atıldığından idrar miktarı çoğalmakta ve bu yoldan su
kaybı artınca, suya duyulan gereksinim de yükselmektedir. İnsan fizyolojik gereksinimi olan suyu her
gün muntazam olarak karşılamak zorundadır. Bunun yaklaşık %50’sini içeceklerden, %35’ini
yiyeceklerden ve %15’ini de oksidasyon suyu olarak vücuttaki gıdaların yakılmasından sağlar.
Genellikle su gereksinimi günlük 2500-3000 kaloriye karşılık her bir kalori için 1 lt hesabı ile 2. 5-3
litre olarak hesaplanır. Yaşama payı su gereksinimi için daha yaklaşık bir değer elde etmek için
aşağıda verilen yüzölçümü ve kalori gereksinimi formülü kullanılır. Bunun için önce atılan en az su
miktarını bilmek gerekir.

Su gereksinimi , ml = (400 +30 + 250)Y + 1,73 x 0,4 P
*Vücut yüzölçümü m²
* Bazal enerji gereksiniminden fazla alınan enerji
*Yüzölçümü m² = 0,12 A(.66)
*Enerji = 70 A(.75)
*70 kilogram ağırlığında bir insan günde 3000 K. kal
metabolik enerji tüketiyorsa günlük su gereksinimi:
*Su gereksinimi , ml = (400 +30 + 250) 0,12×70 (.66) + 1,73 x 0,40 (3000-70×70(.75) )
*1346 +904 =2250 ml

Proteinlerden zengin gıdaların bol olarak yenilmesi halinde de proteinlerin parçalanma ürünü olan üre
idrarla atıldığından idrar miktarı çoğalmakta ve bu yoldan su kaybı artınca , suya duyulan gereksinim
de yükselmektedir. İnsan fizyolojik gereksinimi olan suyu her gün muntazam olarak karşılamak
zorundadır. Bunun yaklaşık %50’sini içeceklerden, %35’ini yiyeceklerden ve %15’ini de oksidasyon
suyu olarak vücuttaki gıdaların yakılmasından sağlar.

Tablo 1.Günlük sıvı gereksinimi
Yaş Ağırlık(kg) Total sıvı (ml) ml/kg/24 saat
3 gün 3.0 250- 300 80-100
3 gün 5.4 750- 850 140-160
1 yaş 9.5 1150-1300 120-135
2 yaş 11.8 1350-1500 115-125
4 yaş 16.2 1600-1800 100-110
6 yaş 20.0 1800-2000 90-100
10 yaş 28.7 2000-2500 70- 50
14 yaş 45.0 2200-2700 50- 60

Suyun organizmadaki fonksiyonları
a) Yapı maddesi :
Kasların bileşiminde %75-80
Kemik dokusunda %25
Yağ dokusunda %20
Dişin dentin dokusunda %10 oranında kullanmaktadır.
b) Eritici : Su organizmanın ihtiyacı olan maddeleri eriterek doku ve hücrelere taşımaktadır.
Dolayısı ile metabolizma artıkları da su ile taşınmaktadır. Ayrıca gıdaların sindirim sistemindeki seyri,
yumuşatılması, emilmesi ve kan dolaşımı ile taşınması su ile olmaktadır.
Erişkin bir insanın günlük minimum su
kaybı
Kaynak Su ml
İdrar 400 Y
Dışkı 30 Y
Bazal ekstra renal 250 Y
Egzersiz 1,73 x 0.4 P

c) Isı düzenleyicisi: Isının vücuttan atılması ve vücut ısısının ayarlanması su ile sağlanır.
Örneğin futbolcular bir maç süresinde 4-5 litre su kaybetmektedir.
d) Kayganlık verici (Lubrikant) madde olarak : Su özellikle vücudun oynak yerlerinde ve iç
organlarda yeterli kayganlığı sağlayarak sürtünme ve aşınmaları önlemektedir.

Organizmanın su kaynakları
Organizmanın gereksinimi olan su başlıca 3 kaynaktan gelir. Bunlardan birincisi ve en önemlisi içme
suyudur. İkinci kaynak diyeti oluşturan besin maddelerinin bileşimindeki sudur. Bu iki kaynak dışında
üçüncü kaynak ise organizmada hidrojen kapsayan besin maddelerinin metabolizması sırasında
bunların oksidasyonu ile meydana gelen metabolik sudur. Bu oksidasyonda yaklaşık olarak, rasyonun
metabolik enerjisinin her 100 Kkal’si için 10-14 gram su oluşur. Besin maddesinin oksidasyonu ile
oluşan metabolik su miktarının nasıl saptandığını bir monosakkaritten oluşan metabolik suyu örnek
vererek açıklayalım:

C6H12O6 �6CO2 + 6H2O
Monosakkaritin molekül ağırlığı 180 ve 6 molekül suyun ise 6 x18 =108 gram olduğuna göre; 100
gram karbonhidrattan 108 x100 / 180 = 60 gram metabolik su oluşur.
Hidrojen içeren ve oksidasyona uğrayan üç besin öğesinden (karbonhidrat, protein ve yağ)
oluşabilecek metabolik su miktarları tabloda gösterilmiştir.
Tablo 2. Besin öğelerinin içerdiği metabolik su miktarları
Besin öğesi Metabolik
su/gr.
Besin Mad. Enerjisi
ME Kkal/100 gr.
100 Kkal ME
karşılığı su, gr.
Karbonhidrat 60 400 15,0
Protein 42 460 10,5
Yağ 100 900 11,1

Tablo 3. Su kaybının insan organizmasına etkileri
Su kaybı
% 1-1,5 % 6-7 % 11-12
Susuzluk Baş ağrısı Kramplar
Harekette düzensizlik Soluk almada güçlük Yutkunma zorluğu, dilin
şişmesi
İştahsızlık Kan volümünün değişmesi Görme ve duyma zorluğu
Rektal ısıda artma, deri
kızarması
Konuşma zorluğu Ateş
Sabırsızlık, yorgunluk Hatırlamada güçlük Duyarlılıkta azalma
Kalp atımında artma Kan yoğunluğunda artma Yaşamın sonlanması
Susuzluğun derecesine göre organizmada çeşitli olaylar şekillenir. Kandaki su normalin %3′ ünden
daha fazla eksilirse böbrekler metabolizma artıklarını geçiremeyecek hale gelir. İnsan organizmasında
2 litre su çıkması halsizlik, 3 litre su kaybı belirgin bir düşkünlük nedeni ve 4 litre su kaybı tehlikenin
başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Organizmadaki suyun % 11-12’sinin kaybı ise ölüme neden
olmaktadır. Susuzluktan ölüm, kan yoğunluğunun fazlalaşması (Kanda 3-4 litre kadar su vardır)
nedeniyle ince damarlarda dolaşımın durması sonucu asfeksiyle şekillenir. Hayvansal organizma,
bileşimindeki glikoz ve yağın tamamını, proteinin %50’sini kaybetmesine rağmen yaşamaya devam
ettiği halde suyun %20’sini kaybettiğinde ölmektedir.

Suyun organizmadan atılması
Metabolik olaylar sonucu oluşan artıklar insan organizmadan değişik yollarla atılmaktadır.
a. İdrar ile: Alınan suyun % 60’ı idrar ile atılmaktadır. Su idrarla bu yolla atılan atık
maddeler için eritici olarak görev yapmaktadır. Yetişkin bir insan günde 1000-1500 ml suyu bu yolla
kaybeder.
b. Dışkı ile: Bu yolla, alınan suyun % 5’i atılmaktadır.
c. Deri ile: Organizmadaki suyun % 20’si buharlaşma ve terleme ile atılmaktadır. Ter vücut
sıvılarına oranla hipotoniktir. Terin iyonik bileşimi şahıstan şahısa değiştiği gibi terlemenin azlığına
çokluğuna şahsın aklimatize olup olmadığına göre değişir. Terin miktarı da etkilidir. Terle birlikte
vücuttan; su, sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi minarellerde kaybolmaktadır.
Dayanıklılık çalışmalarında, uzun süren egzersizlerde ve sıcak iklimlerde mineral kaybı
artmaktadır.örn: bir futbol maçında terleme ile ortalama 1-4lt. su / her litre için tuz kaybı 1,5 g
Maraton-kayak kros, bisiklet v.b. sodyumla beraber potasyum- mg kaybı da olmaktadır.
d. Akciğerler ile: Her gün buhar şeklinde 400-500 ml su organizmadan dışarıya atılmaktadır.
Sonuçta bütün bu yollarla insan Her gün yaklaşık 2. 5-3 litre suyu dışarı atmaktadır. Atılan bu su
tekrar vücuda alınmaz ise ilk düzensizlik susuzluk hissi ile ortaya çıkacak olan tükürük sekresyonunun
durmasına ve farenks mukozalarının kurumasına neden olan ozmatik kan basıncını artması olacaktır.

Su kaynakları

Su ile sağlığın ilişkisi çok sıkıdır. Bu nedenle hijyenik niteliklere sahip temiz bir su hakkında yargıda
bulunabilmek ve gerekli nitelikleri iyice değerlendirebilmek için suyun kaynağının önceden iyi
tanınması gerekir. Doğada daima bir devir halinde bulunan su , denizlerden, göllerden ve benzeri
yüzeylerden güneş ısısı ile buharlaşarak havaya karışır. Daha sonra değişik meteorolojik şekillerde
tekrar toprağa düşer buna hidrolojik devir denir. Dünyamızdaki suyun ise %97’si denizlerde, %2’si
kutuplarda donmuş halde, %1’i de karada yani toprak parçasında bulunmaktadır. Yer yüzündeki bu su
zaman zaman buharlaşarak atmosferdeki soğuk tabakalara ulaşır ve yere yağmur veya kar halinde
tekrar düşer. Toprak yüzeyine yağmur, kar, dolu şeklinde düşen su damlacıkları:
tekrar buharlaşma ile atmosfere döner,
bitkiler tarafından beslenme için alıkonulur.
diğer önemli bir kısmı da yeryüzünün o bölgesindeki jeolojik oluşuma göre yer altı ve
yerüstü sularını oluşturur.
Su kaynakları 3 ana başlık altında incelenebilir.

I.Meteor suları
Bu sular yağmur ve kar sularıdır. Erimiş maddeleri çok az bulundururlar. Doğa sularının en
temizleridir. Fakat geçtikleri hava tabakalarından oksijen ve azot gazlarını,havaya karışmış olan
karbondioksit, azot oksit, amonyak vb. gazları,havada bulunabilen radyoaktif serpintileri, endüstri
dumanlarını beraberce sürüklediklerinden daha havada iken hijyen bakımından içilemez haldedirler.
Fırtınalı havalarda havanın azotuyla, hidrojen ve oksijeni birbiriyle birleşerek amonyum nitrat
oluşturur. Kükürt dioksit de yağmur suyunda erimesi sonucu sanayii bölgelerinde asit yağmurlarına
neden olabilir.
Meteorik sular hijyen bakımından elverişsiz iseler de endüstri bakımından tercih edilen sulardır. Buhar
kazanlarında daha az taş oluşumuna neden olurlar. Yapılarında bulundurdukları fazla karbondioksitin
boruları aşındırması kötü yanlarıdır. Bu sebeple agresif sulardan sayılırlar.

II.Yeryüzü suları
1.Akan sular: Bunlar mevsimlere göre yağmurlar,karlar ve yer altı sularıyla beslenen ve
yeryüzünde daima hareket halinde bulunan sulardır. Hareketleri sırasında bir takım yabancı maddeleri
fiziksel ve kimyasal olarak erimiş ve süspansiyon olarak yapılarına alırlar. Önemli miktarda organik
maddeleri de beraberlerinde sürüklerler.
2.Durgun sular
a.Doğada bulunan durgun sular:(deniz,göl,bataklık suları)
b.İnsanlar tarafından hazırlanan durgun sular (baraj,havuz,depo suları)

III. Yeraltı suları
*Kuyu ve artezyen suları
*Kaynak suları :Kendi kendine yeryüzüne çıkan sular
*Soğuk kaynak suları
*İçme suları
*Tıbbi sular: Maden suları
*Sıcak kaynak suları
*Hypothermal sular: 34°C’den az sıcak olan ılık sular
*Homiothermal sular: 34-37°C’ler arasında (Vücut sıcaklığında
*Hyperthermal sular:40°C’den yüksek sıcaklıktaki sulardır

Suyun insan sağlığı açısından önemi
Suyun insan sağlığını olumsuz yönden etkilemesinin nedenlerini iki başlıkta toplanabilir.

A-Zararlı biyolojik etkenlerin bulunması

B-Endüstri artıklarından doğan kimyasal yada radyoaktif kirleticilerin bulunması.
Sularda bulunabilen ve insan sağlığı açısından zararlı biyolojik etkenler arasında patojen
bakteriler, virüsler ve parazitler gelmektedir. Suların neden olduğu enfeksiyöz etkenler, hastalar ve
portörler tarafından çevreye yayılmaktadır. Yörenin coğrafi konumu, alt yapı tesisleri, atık maddelerin
gördüğü işlem,toplumun sosyo-ekonomik yapısı gibi birçok faktöre bağlı olarak, patojen bakteriler ve
diğer mikroorganizmalar dışkı ve benzeri yollarla sulara ulaşır. İçme suyu, oral-fekal enfeksiyon
zincirinin en önemli halkasıdır. Suyla geçen enfeksiyonların önüne geçilmesi büyük ölçüde suyun
bakteriyel kirliliğinin önlenmesi , suyun dezenfekte edilmesi ile olasıdır . Bilim adamları ve sağlık
kuruluşları temiz su elde etmek için çalışmakta, su standartları geliştirmekte, içilebilir ve kullanılabilir
özellikte olan sular için belirli kriterler ortaya koymaktadır. Türkiye ‘ de gıda tüzüğü ve su ile ilgili
standartlarda suların içilebilirliğine koliform grubu bakterilerin varlığı/yokluğu esasına göre karar
verilmektedir.
Suyun doğal mikroflorası
Suda bulunan mikroorganizmaları üç grupta toplayabiliriz.
* Suda doğal olarak bulunan canlıların mikroorganizmaları :Spirillum, Vibrio, Pseudomanas,
Achromobacter, Chromobacter türleri ile Micrococcus ve Sarcina’nın bazı türleri. Bu bakterilerin
optimum üreme ısları 25°C veya daha azdır.
* Toprakta yaşayan mikroorganizmalar : Toprağın yıkanması sonucu suya karışırlar. Bunlar; Bacillus
* Streptomyces ve Enterobacteriacea’nın saprofit üyeleridir. Bunlarında optimum üreme ısıları 25°C
veya daha azdır.
* Normal olarak insan ve hayvanların bağırsaklarında bulunanlar : Başlıcaları; Esherichia coli ,
Streptococcus faecalis , Clostridium perfiringens ve muhtemelen bağırsak patojenleridir. ( Salmonella
ve Vibrio comma gibi )
Su ile bulaşan önemli mikroorganizmalar
Tehlikeli su epidemilerine neden olabilen Salmonellalar, Vibriolar, Shigellalar Anthrax, Burcellose,
Ruam, ve diğer birçok patojen bakteriler ve virüsler portörlerin dışkıları ile sulara karışabilir. Su ile
yayılan salgınlara su epidemileri denir. Başlıcaları kolera,tifo,dizanteri ve enfeksiyöz hepatitistir.
Salmonella: Genellikle mide krampları ve diyare ile birlikte akut gastroenteritidisi
içerir.S.typhi’nin neden olduğu tifo en bilinen etkendir. S.typhi dışkı ve idrarla atılmaktadır. Suda
yaşaması değişken olup düşük sıcaklık ve bol besin koşulları uygun bir ortam oluşturur.
Shigella: Basilli dizanteri olarak da adlandırılmaktadır. Etken dışkı ile atılmaktadır.
Çoğunlukla akut diyareye neden olur. Shigelliasis sudan kaynaklanan salgınlara neden olmasına karşın
tifo’dan daha az rastlanır.
Vibrio cholerae: Diyare, kusma, hızlı su kaybı, kan basıncının azalması, düşük vücut
sıcaklığı ile karakterizedir. Hastalık hasta kişilerin dışkıları ile yayılır. Yüzeysel sularda bu bakterinin
yaşama süresi 1 saatten 13 güne kadar değişmektedir. Kolera salgınları genelde şebeke sularının
kirlenmesiyle ortaya çıkar.
Enteropatojenik E.Coli: Atık sularda bol miktarda bulunan bu bakterinin patojenik türü
diyareye neden olmaktadır.
Leptospira: Leptospirosis’e neden olan bu bakteri kan dolaşımına derideki sıyrıklardan veya
mukozadan girmekte börek,karaciğer ve merkezi sinir sistemini etkileyen akut enfeksiyonlara neden
olmaktadır. Bu bakteri idrarla atılır. Suda yaşama süresi bir kaç günden 3 haftaya kadar değişir.
Tularemia: Tularemia’ya Francisella tularensis ,pasteurella tularensis adı verilen bakteriler
neden olmaktadır. Leptospira’da olduğu gibi etken kan dolaşımına deri sıyrıkları ve mukozalar yoluyla
girmekte; üşüme, ateş, lenf düğümlerinde şişme ve halsizlik gibi durumlarla ortaya çıkmaktadır.
Hastalık; dışkı, idrar ve hasta hayvan ölülerinin su kaynaklarını kirletmesi sonucu yayılmaktadır. Bu
mikroorganizmaların suda yaşama süreleri düşük sıcaklıklarda uzamaktadır.
Tüberküloz: Su ile tüberküloz yayılması pek yaygın değildir. Tüberküloz basilinin suda
yaşama süresi birkaç hafta olabilmekte , düşük ısı yüksek organik besin derişimi elverişli koşullar
oluşturmaktadır.
Viral patojenler
Enfektif hepatitis: Sarılık olarak bilinen bu hastalık genellikle su ile yayılmakta ve diğer
kirlilik etkenleri ile bir arada bulunmaktadır.
Polimyelitis : Çocuk felcinin kirli sularla da yayıldığı bildirilmektedir. Temelde kişiden kişiye
temasla bulaşmasına karşın kirli sularla da bulaşma bildirilmiştir.
Protozoal hastalıklar
Bazı protozoa türleri normal olarak insan da dahil olmak üzere sıcak kanlı hayvanların
bağırsaklarında yaşamaktadırlar. Bu protozoa türlerinin büyük bir kısmı insanlar için tamamen zararsız
olup sağlıklı ve hasta insanların dışkılarında sürekli olarak bulunurlar. Ancak bazı protozoa’lar
patojendir.
Entameoba histolika: Amebiosis’e neden olan bu protozoon dışkı ile kistler halinde
atıldığından suda uzun süre kalabilir. Protozoa bağırsak çeperinde delik aşar ve bazı durumlarda
bağırsakta çatlamaya neden olur.
Naegleria gruberi: Amibin patojen cinsi olan N.gruberi menenjit’e neden olmaktadır.
Patojen vücuda burundan girmekte, daha sonra beyine,omurilik sıvısına ve kan dolaşımına
ulaşmaktadır. Semptomlar su ile temas edildikten 4-7 gün sonra görülmeye başlar. Ölüm genellikle
semptomlar görüldükten 4-5 gün sonra şekillenir. Hastalık kirli sularda yüzme ile geçer.
Parazitler
Taenia saginatta: İnsanlar bu parazitin yumurtasını taşıyan suları ağız yoluyla almak
suretiyle hastalanırlar.

Ascaris lumbricoides: Ascariasis denilen hastalığa neden olan bu parazit daha çok
çocuklarda görülür. Dışkı ile atılan yumurtalar toprak ve suda uzun süre canlı kalabilirler. Atık su
arıtma tesislerinde çalışanların %2 ‘sinde , atık su ile sulama yapan çiftçilerin % 16’sında hastalık
görülmektedir.
Shistosoma: Shistomiasis’e neden olup hastanın idrar veya dışkısı ile kirlenmiş sularda
görülür.
Enfeksiyonların bulaşmasında bir çok etken rol oynamasına rağmen, büyük salgınların çıkmasında ve
yayılmasında doğal çevre ve özellikle su büyük önem taşır . Hijyenik koşullara sahip suyun
sağlanması sosyo – ekonomik ve sosyo- kültürel faktörler ile sıkı sıkıya bağlantılıdır. Gece kondu
bölgelerinde yaşayanlar su gereksinimlerini genellikle özel kuyulardan sağlamaktadırlar . Bu gibi
yerlerde dezenfeksiyon işleminin önemi yeterince anlaşılamadığından dolayı klorlama işlemi ya hiç
uygulanmamakta yada düzensiz uygulanmaktadır. Alt yapı yokluğu yada yetersizliği sonucunda
patojen mikroorganizmaların sulara karışması ve bu suların içme suyu olarak kullanılması sonucunda
da enfeksiyonlar ortaya çıkmaktadır.

Suların kirlenme sebepleri
Su havada buhar halinde iken doğal olarak temizdir. Fakat temiz olan bu su yağmur, kar ,vs halinde
yeryüzüne düşerken geçtiği kirli hava tabakalarında bulunan gazları, tozları, radyoaktif serpintileri ve
mikropları alarak atmosferin kirlilik derecesine göre az veya çok kirlenir. Kimyasal yapısı itibarı ile
saf su olmaktan çıkar. Toprak yüzeyi ile temasa geçtiği andan itibaren bu yerlerin niteliklerine göre
organik ve anorganik maddeler bakımından yükü artmaya başlar. Yeryüzünden akarken veya
derinliklerden geçerken insan, hayvan ve bitki organik artıklarını, tarım , endüstri , kanalizasyon ve
nükleer kirlilikleri de bünyesine alır. Suyu kirleten bu maddelerin kaynağı insan ve hayvanlar ile
onların değişik kullanma sahalarından gelen artıklardır. Bu yüzden bir suyun kirlenme derecesi suyun
yere ilk düştüğü veya sonradan toplandığı veya aktığı yerlerdeki insan ve hayvan topluluğuna bağlıdır.
Su canlıların temel bir gereksinimidir ve suyun yetersizliği ve kirlenmesi çeşitli sorunları da
beraberinde getirmektedir. Yapılan istatistiklerde, özellikle gelişmekte olan ülkelerde hastalıkların
yaklaşık % 80 ‘inin su ile ilişkili olduğu ortaya konmuştur . Hatta , su kaynaklarının hijyenik olarak
yetersiz olması nedeniyle her yıl yaklaşık beş milyon bebeğin öldüğü bilinmektedir. Doğadan
buharlaşarak havaya karışan su, havada buhar halinde doğal olarak temizlenir. Fakat bu su yağış
halinde yere düşerken, hava tabakalarında bulunan gazları, tozları, dumanları,radyoaktif serpintileri ve
mikroorganizmaları alarak atmosferin kirlilik derecesine göre az veya çok kirlenir. Toprak yüzeyi ile
temas ettiği andan itibaren bu yerlerin vasıfların göre mikroplar,organik ve anorganik maddeler
bakımından yükü artmaya başlar . Yeryüzünde akarken veya derinliklere geçerken insan, hayvan ve
bitki organik artıkları ile tarım, endüstri, kanalizasyon ve nükleer kirlilikleri de bünyesine alır.
Dünya ülkelerinin endüstride hızla ilerlemesi ve nüfus atışı temiz su kullanımını arttırmakta ve bugün
su kirliliği en güncel konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizde hızlı bir kentleşme sürecine
girmiştir . Plansız ve kontrolsüz kentleşme sonucu,arıtılmadan doğal sulara karışan atık suların kendi
kendine temizlenmesine olanak bırakmayacak boyutlarda kirlenmesine sebep olmaktadır.
Kirlenme unsurları
Dünya Sağlık Örgütünce (WHO) yüzeysel sulardaki kirlilik unsurları sınıflandırılmıştır .
a) Bakteri ,virüs ve diğer hastalık yapıcı canlılar: Suların hijyenik açıdan kirlenmesine neden
olan organizmalar, genellikle hastalıklı veya portör olan hayvan ve insanların dışkı ve idrarından
kaynaklanmaktadır. Bulaşıcı etki ya bu atıklarla doğrudan temasla yada atıkların karıştığı sulardan
dolayı gerçekleşir. Bu tür sular içilmez ve kullanılmazlar
b) Organik maddelerden kaynaklanan kirlenme : Ölmüş hayvan, bitki artıkları ile tarımsal
artıkların yüzeysel sulara karışmasıyla ortaya çıkar. Suyun oksijen seviyesindeki değişimlerde su
kalitesini etkiler. Ayrıca mikroorganizmalara uygun bir üreme ve gelişme ortamını sağlar .
c) Endüstri artıkları : Çeşitli endüstrilerden çıkan fenol, arsenik, siyanür, krom gibi toksik
maddelerden oluşurlar. Bileşimleri gün geçtikce değişir .
d) Yağlar ve benzeri maddeler : Tanker ve boru hatlarıyla taşınan petrolün kazalar ve
sızmalar sonucu yüzeysel sulara karışmasıyla bu tür kirlilik oluşur. Yüzeysel sulara karışmasının
yarattığı olumsuz etkiler açısından önemlidir.
e) Sentetik deterjanlar : İçerdikleri fosfatlar yüzeysel sularda östrafikasyona ve ikincil olarak
kirlenmeye sebep olurlar
f )Radyoaktivite: Nükleer enerjinin kullanıldığı tesislerin reaksiyon ürünleri radyoaktiftir.
Nükleer atıkların yeraltı ve deniz altında uzun süre saklanması sırasında kaplardan sızmaları sonucu
sulara karışmalarıyla toksit özellikleri ortaya çıkar. Hastane araştırma kuruluşlarından kaynaklanabilir.
Atmosferdeki nükleer silah denemeleri sırasında yağmur sularının kirlenmesi sonucu da sularda
kirlilik sebebi oluşturur
g) Pestisitler : Yapay organik maddelerdir. Zararlı böcek, bitki ve mantarlarla mücadelelerde
kullanılırlar. Uzun süreli kullanımları sonucu zararlı etkileri ortaya çıkar.
h) Yapay organik kimyasal maddeler : Farmasotik, petrokimya, ve kimya endüstrilerince
üretilirler. Bu maddeler yerlerini aldıkları doğal organik maddelerden daha güç degredasyona uğrarlar
ı) Yapay ve doğal tarımsal gübreler: Bunlar ikincil olarak kirlenmeye neden olurlar
j) Anorganik tuzlar : Çözünmüş tuzlar sularda ve deşarj noktalarında Sodyum, potasyum,
kalsiyum, magnezyum, demir, sülfat, nitrat, bikromat, ve fosfatları halinde bulunurlar Bunların çok
yüksek dozları kirleticidir. Suların içme, sulama ve birçok endüstriyel kullanım için uygunsuz hale
getirir.
k) İnert çözünmeyen madde:Tebeşir, Jips gibi birçok inert çözünmeyen madde sularda
bulanıklığı arttırır. Bu yüzden arzu edilmezler
Bunların dışında sular fiziksel (renk, sıcaklık, süspansiyon, maddeler), fizyolojik (tat, koku) ve
biyolojik kirlenmeye de maruz kalabilirler.

Suların kendi kendini temizlemesi
Yerüstü ve yeraltı sularını kirleten şartlar karşısında doğa, sularını korumak ve kirlenmiş olanlarını
temizlemek için birçok aracı kullanmaktadır. Suların kirlenme sonucu taşıdıkları kimyasal maddelerin
ve canlı cisimlerin, doğanın kendi laboratuarında çalıştırdığı biyolojik ,fizik, mekanik araçlarla ve
kimyasal olarak temizlenmesine OTOEPÜRASYON (Autoepuration), yani suların kendi kendini
temizlemesi denir. Bu olay biyolojik, mekaniksel ve fiziksel ile kimyasal olmak üzere üç faktörden
oluşur.
1.Biyolojik faktörler
a.Nitrifikasyon
Aerop ve anaerop mikroorganizmaların tesiriyle organik maddeler bir seri redüksiyon ve oksidasyon
olayları geçirerek bitkilerin istifade edebileceği nitratlar haline dönüşürler.
b.Mikroplar arasındaki mücadele
Canlı organizmada 37° C sıcaklığa ve bol gıda kaynaklarına alışmış olan patojen mikroorganizmalar ,
vücut dışına çıktığı zaman bu şartlara uzun zaman dayanamayıp ölürler veya bu şartlara alışmış olan
saprofit mikroorganizmalarla karşılaşınca bunlara direnemeyip canlı kalamazlar. Ayrıca protozoonlar
bakteriofajlar ve fitoplanktonlar çok önemli rol oynarlar. Bunların mikrop yeme konusundaki
yetenekleri çok fazla olup kirli suların biyolojik temizlenmelerinde yaptıkları iş çok önemlidir.

2.Mekaniksel ve fiziksel faktörler
a.Süzülme (Filtrasyon veya perkolasyon)
Su kum gibi küçük taneli bir toprak tabakasından geçerken ,içerisindeki kolloidal halde bulunan
organik ve inorganik maddeler ve mikroplar , bu küçük kum taneleri tarafından çekilerek bunların
üzerine yapışır. Bu işleme filtrasyon veya perkolasyon denir. Uygun bir toprak tabakasından aşağıya
geçen su böylece berraklaşır.Ancak filtrasyonun tesiri ,toprak tanelerinin çaplarına, tabakanın
kalınlığına ve su basıncına bağlıdır.
b.Çökme
Sular içinde bulunan madensel ve organik maddeler ağırlıkları sebebiyle yavaş yavaş dibe doğru
çökerler ve bu esnada kendilerinin çekim sahasına tesadüf eden daha küçük ve kolloidal cisimler ile
mikroorganizmaları sürükleyerek suların temizlenmesine yardım ederler. Suyun kitlesine ve durgun
kalma süresine göre bu olayın etkinliği azalıp çoğalabilir.
c.Dilüsyon
Kirli suların daha az kirli veya temiz büyük su kitlelerine karışarak ,dilüe olması ve mikrop
konsantrasyonlarının azalmasıdır.
d. Güneş ışınları
Güneşin ultraviyole ışınları sularda etki edebildiği yüzeysel tabakalarda bakterisid etki gösterir.

3.Kimyasal faktörler
a.Oksijenasyon (Oksijenleştirme)
Bol oksijenle temasa gelen hareketli sularda oksijen otoepürasyon için önemli bir faktördür. Ancak
çok miktarda deterjan içeren kanalizasyon sularının meydana getirdikleri köpük tabakalarının bu
oksijenasyona veya dolayısıyla suların temizlenmesine engel teşkil edeceği unutulmamalıdır.
b.Kimyasal konsantrasyon
Özellikle tuzdan zengin sularda, örneğin deniz sularında bakteriyel faaliyetler kontrol altında tutulur.
c.Mikroorganizmalar için besin yetersizliği
Çeşitli nedenlerle temizlenen sularda mikropların beslenebileceği maddeler ortadan kalkmış
olacağından patojen mikroorganizmalar yaşayamaz hale gelirler. Doğal şartlarda suyu temizleyen bu
faktörlerin etkisi ani ve kesin değildir. Bu faktörlerin uzun süre devamı etkisini fazlalaştırır. Bu
faktörlerin etkisi ile doğada oluşan temizlenme olayı tam ve emin bir şekilde şekillenmez. Genellikle
bunlar suyun durumu hakkında bazı fikirler verir. Bu fikirlerle temiz suların nerelerde bulunabileceği
ve herhangi bir suyun temizlik şartlarına sahip olup olmadığı hakkında ilk ölçütleri belirlenebilir.
Fakat suyun temizliğine veya kirliliğine kati olarak karar verilemez. Kesin kararı verebilmek için
aşağıdaki incelemelerin yapılması gereklidir.
Suların özellikleri
Doğa da tam olarak saf suyun bulunması hiçbir zaman mümkün değildir. Doğadaki sularda yabancı
madde, erimiş tuzlar, gazlar, kimyasal bileşikler, hastalık yapan veya yapmayan organizmalar, toprak
kil vs. bulunur. Bunların bir kısmı mikroskopla ve bakteriyolojik muayeneler, bir kısmı kimyasal
deneylerle, bir kısmı gözle, bir kısmı da tat ve kokularıyla teşhis edilebilir.
Fiziksel özellikleri
Su bulunduğu şartlara bağlı olarak katı,sıvı ve gaz hallerinde bulunabilir. Yoğunluğu büyük ölçüde
sıcaklığa bağlıdır. Suyun fiziksel özelliklerinden sıcaklığı,bulanıklığı ,rengi lezzeti, kokusu ,
geçirgenliği ve pH’sı önemlidir. İçilebilir nitelikteki su fiziksel açıdan en az aşağıdaki nitelikleri
taşımalıdır:
* Suların bulanık olmaması,
* Renksiz olmalı
* Kokusuz, kendine has bir tat bulunmalı,
* İçilebilir suyun sıcaklığının 15°C den daha aşağı sıcaklıkta olması arzu edilir.

Suyun sıcaklığı
Suyun kendine özgü lezzeti özellikle sıcaklığa bağlıdır. Genel olarak içme suyunun sıcaklığının 7-12
°C ‘ler arasında olması istenmektedir. Daha sıcak sular ağza yavan gelebildiği gibi 20°C’den fazla
sıcak sular mide bulantısı vermektedir. Bunun tam aksi soğuk sular mide ve bağırsak mukozasını
tahriş ettiği gibi bağırsak hareketlerini durdurmakta ve sancı oluşturmaktadır. İçilebilir su ,derinden
gelen toprak tabakalarından çok yavaş süzülerek yer üstüne çıktığından daima soğuktur. Bu yavaş
süzülme suyu kirliliğinden büyük ölçüde arındırır.

Suyun bulanıklığı
Suyun bulanıklığı içerdiği asılı ve kolloidal haldeki organik ve inorganik maddelerden ileri gelir.
Organik maddeler arasında patojen mikroorganizmaların bulunabileceği de ayrıca unutulmamalıdır.
Bulanık sular daima şüpheli sular olarak kabul edilmelidir. İçme ve kullanma sularının berrak olması
su hijyeni yönünden önemlidir. Kaynağı ne olursa olsun önceden ne gibi temizleme işlemi görmüş
bulunursa bulunsun bulanık suların içilmemesi, işletme ve ev işlerinde kullanılmaması gerekir. Hatta
borularda tortu bırakmaları dolayısıyla endüstride bile kullanılmamalıdır.
Bulanıklık tayininde “turbidimetre denilen alet kullanılır. Bu aletin esası ,1 metre uzunluğunda 2 cm
çapında bir cam borudur. Bir ucunda ortasında 4 mm siyah bir çizgi bulunan beyaz bir tıpa ile
kapatılır. Bulanıklığı ölçmek için cam borunun içine tıpadaki siyah çizgi, üsten bakıldığında
kayboluncaya kadar numune suyu konulur. 60 cm yüksekliğinden daha fazla su konulduğunda çizgi
görülürse suyun berrak olduğuna karar verilir.30-60 cm arası hafif bulanıklığa ve 30 cm’den aşağı
olursa bulanıklılığa karşı gelir. Muayene gündüz ışığı ile (Güneş ışığında değil) yapılmalıdır.

Suyun rengi
Suyun rengi hakkında karar verebilmek için suya süzüldükten sonra bakılmalıdır. Çünkü suyun rengi
genellikle suda kolloidal halde bulunan organik ve inorganik maddelerden Bazen de endüstri sularında
erimiş kimyasal maddelerden ve boyalardan ileri gelir.
Az miktardaki su renksiz olmasına karşılık kalın tabaka halinde doğal olarak mavimtırak renktedir.
Fakat demir bileşikleri ,koloidal organik maddeler ve özellikle de bitkisel kaynaklı maddeler
süspansiyon halinde bulunduklarında suyu renklendirirler. İçinde demir tuzları (Ferro) bulunan sular
sarı renkte olup havalandırılınca kırmızımtırak çökelek verirler. Granitli kayalardan gelen sular hafif
esmerimtrak bir renk taşırlar. Ayrıca suda yosunların ve mikroorganizmaların üremesi de suya
yeşilimsi bir renk vermektedir.

Suyun kokusu
Genellikle iyi nitelikli su kokusuzdur. Suyun kokulu oluşu birçok nedenden ileri gelir. Bu nedenler
genellikle mikroorganizmaların fermentasyonu ,dışkı ,idrar karışması, organik maddelerin ayrışması,
endüstriyel artıkların ve çeşitli artıkların karışması şeklinde sayabiliriz. Ayrıca derin yeraltı sularında
sülfatların ayrışmasıyla oluşan kükürtlü hidrojen, suların içinde yaşayan algler, protozoonlar ve çeşitli
mikroorganizmalar ve bazen de suların nakledilmelerinde kullanılan boru ve kaplarda kokunun
oluşmasına neden olur. Ayrıca suların dezenfeksiyonunda kullanılan klor ve iyotta suya kendilerine
özgü kokularını verir. Koku muayenesi için şişenin kapağı çıkarılarak hemen koklanır. Ayrıca su bir
beherglas’a konur, ağzı saat camı ile kapatılır ve 95°C’ye kadar ısıtıldıktan 5 dakika sonra koku
muayenesi yapılır.

Suyun lezzeti
Suyun lezzeti, suda erimiş oksijen ve karbondioksit gazlarına, içerdiği diğer kimyasal maddelere ve
suyun sıcaklığına ve soğukluğuna göre değişmektedir. Suyun lezzeti doğal ve hoş içimli olmalıdır.
Aksine ekşi, acı, tuzlu, madeni veya kekremsi lezzetli olmamalı, lezzetini değiştirmemeli, içildiği
zaman boğazda kuruluk, buruşukluk ve midede de şişkinlik hissi vermemelidir. İçilen suyun, istenilen
taze su lezzeti içerdiği oksijen ve karbondioksit gazlarından oluşmaktadır. Suyun ısıtılması halinde bu
gazlar buharlaşarak uçacağından suda yavan ve tatsız bir lezzet oluşur. Suda bulunan mineral
maddelerin oranı az ise suda kabul edilebilir bir lezzet vardır. Mineral maddelerin çokluğu suyu
içilemez bir hale getirebilir.

Geçirgenlik
Suyun elektrik akımına direnci saf olduğu zaman çok şiddetlidir. Çözünmüş madensel tuzları içerdiği
zaman ise elektrik akımı direnci azalır. İyi kaliteli su ,elektrik akımına karşı sabit bir direnç gösterir.
pH derecesi
Suyun pH’sı suda kalsiyum bikarbonat ve alkali tuzlar bulunursa alkali ,fazla karbondioksit varsa asit
reaksiyon gösterir. Suyun fazla alkali olması kokuşmanın varlığını gösterir. Asiditesi karbondioksitten
başka asitlerden oluşan suların korrosif özellikleri vardır. Suyun pH’sı nötr veya hafif alkali olmalıdır.
Kaynak sularında pH 7.0-8.5, içme ve kullanma sularında pH 6.5-9.2 sınırları içinde olmalıdır.
Kimyasal özellikleri
Hijyen bakımından alimentasyon suyunun kimyasal analizi ; erimiş gazlar (Özellikle CO2 ve O2),
sertlik derecesi, organik maddeler ,amonyak, nitrat ,nitrit , klorür, deterjan bulunup bulunmadığı ve
miktarlarının tayinleri üzerinde yapılır. Gereğinde Fe, Pb, Zn, pestisidler ve radyoaktif serpintiler
araştırılır.

Suda erimiş oksijen
Oksijen, erimiş halde hava ile temas eden sularda bulunmaktadır. Bulunan oksijen oranı, suyun
yüzeysel veya derin olmasına, kokuşmuş maddelerin bulunup bulunmadığına, sıcaklığına, hava
basıncına, bulunan madensel tuzlara, suda yaşayan canlılara ve suyun dalgalı, çarpıntılı olmasına göre
değişir. Genellikle dalgalandıkça ve aktıkça havadan oksijen alan temiz sular, litresinde 12 ml kadar
oksijen içerirler. Bu sularda kokuşma maddeleri bulunduğunda ,oksijen bu maddeler tarafından sarf
olduğundan miktarları çok azalır. Bununla beraber hiçbir kirliliğe bağlı olmadığı halde yeraltı
sularında oksijen miktarı litrede 6-7 ml’ ye düşebilir. Derinden gelenlerde ise hiç yoktur. Fakat bu
yokluk bir kirlilik anlamını taşımaz .Bu sular yeryüzüne çıkıp da hava ile temas edince az çok oksijen
alırlar. İçme sularında oksijen bulunmasının sağlık üzerine doğrudan bir tesiri yoktur. Ancak suyun
lezzetini etkilediğinden az miktarda bulunması gerekir. Fazlası ise sulara agresiv özellik
kazandırmaktadır.

Karbondioksit
Karbondioksit hemen hemen her suda çok az bulunur. Bunu sağlığa bir zararı yoktur. Fakat suyun
lezzeti üzerine etkisi vardır. Karbondioksiti uçurmak için yapılan ısıtma işlemi suları lezzetsiz yapar
.Genel olarak karbondioksit oranının olabildiğince az olması istenir. Aksi suda bazı maddelerin
fermentasyonu sonucu kokuşma belirtisidir. Litrede 5 mg. karbondioksit kabul edilebilir sınırlardadır.
Ancak en fazla karbondioksit oranı çok derinden elde edilen gazlı maden sularıdır.
Yaklaşık litrede 2-3
mg’dır. Bunu kokuşma ve fermentasyonla ilgisi yoktur. Fazla miktarda karbondioksitin olması halinde
suyun pH’sı düşer ve fazla bir asidik ortam oluşur. Böyle sular korozif özellik kazandıklarından
boruları, bulundukları kapları aşındırırlar.Kurşun,bakır,çinko gibi madenleri de içerirler sonuçta
madensel zehirlenmelere neden olur.

Suyun sertliği
Genel olarak suyun sertliği, kalsiyum seviyesi olarak kabul edilmesine rağmen,suyun sertlik derecesi
içerdikleri erimiş kalsiyum ve magnezyum tuzlarından ileri gelmektedir. Sular bunları topraktan alır.
Sular, erimiş halde bulunan kalsiyum ve magnezyumu bikarbonat tuzları, sülfat tuzları ,klorür tuzları
ve ayrıca az miktarda nitrat tuzları halinde içerirler. Özellikle kalsiyum bikarbonat ve kalsiyum sülfat
suyun sertliğinde önemli rol oynar. Tüm anorganik tuzlar suda çözünürler. Sıcaklık artışı bazı tuzların
çözünürlüğünü azaltır.(Ca(OH)2 ,FeSO4 ) diğer çözünmüş madde derişimi de bunu etkiler. Alçak
rakımlı bölgelerde tuz derişimi zeminle temas yüzeyi büyük olduğundan yüksektir. Su da en sık
bulunanlar kalsiyum, magnezyum, Na2CO3, sülfat ve klorürlerdir. Sularda erimiş halde bulunan
kalsiyum ve magnezyum bikarbonat tuzları, suları kaynatmakla erimeyen karbonat tuzları, suları
kaynatmakla erimeyen karbonatlar halinde çöktüğünden bunların oluşturduğu sertlik Geçici Sertlik
diğer tuzların oluşturduğu sertliğe de Kalıcı Sertlik denir. Çünkü bu tuzların oluşturduğu sertlik suları
kaynatmakla geçmez. Bahsedilen tüm tuzlardan ileri gelen sertlik ise Toplam Sertlik adını alır.
Özellikle kalsiyum ve magnezyumun sülfat tuzları kalıcı sertlik nedenidir.
Kalsiyum ve magnezyum karbonat tuzları ise geçici sertlik oluşturur. Geçici sertliği oluşturan bikarbonat tuzları ısıtıldığı zaman;
Ca(HCO3) 2—————–> CaCO3 +CO2 +H2O
Mg(HCO3) 2——————> MgCO3 +CO2 +H2O
şeklinde ayrışırlar. Karbonatlar çöker, oluşan veya suda önceden erimiş halde bulunan serbest
karbondioksit uçar. Suyun kalıcı sertliği genellikle toprak alkali maddelerin sulfatalarından
klorürlerinden ileri gelen sertliklerdir. Bu tür sertlik ısıtılmakla giderilmemesine karşılık sodyum
karbonatla giderilir.
CaSO4 + Na 2 CO3 —————————> Na2 SO4 + CaCO3
Evsel ve endüstriyel atık sularının yüzeysel sulara deşarjı sonucu bu sulardaki Cl(, sülfat, nitrat, fosfat
derişimi artar. Sudaki çok değerlikli metal iyonlarının sabunlarla çözünmeyen bileşikler meydana
getirme özelliği olan sertlik derecesi Fransız, İngiliz, Alman, Amerikan ve minival sertlik derecesi
olarak değişik şekillerde belirtilir. Ülkemizde Fransız sertlik derecesi kullanılmaktadır.
Bir Fransız sertlik derecesi 10 mg CaCO3 /Lt . veya 8.4 mg MgCO3 ‘a
Bir İngiliz sertlik derecesi 14.3 mg Ca CO3 /Lt . veya 2.0 mg Mg CO3’a
Bir Alman sertlik derecesi 10 mg CO3 /Lt . veya 7.1 mg Mg CO3 ‘a
Bir Amerikan sertlik derecesi 1 mg Ca CO3 /Lt . veya 0.8 mg Mg CO3’a
Bir Minival sertlik derecesi 50 mg Ca CO3 /Lt . veya 42 mg Mg CO3 ‘a
1 Fr SD= 0.56 Alm.SD =0.70 İng.SD’dir
Minival sertlik bir litre suda bulunan milival gramı gösterir. Minival gram, kimyasal eşdeğer miktarın
1/1000’i demektir. Örneğin CaCO3 ‘a molekül ağırlığı 100, kimyasal eşdeğerliliği 100/2 = 50’dir.
Bunun binde biri 0.05 gr kalsiyum karbonat veya bu miktara eşdeğer sertlik veren maddelerin
bulunması 1 milivat değeri verir.Sertlik derecelerine göre sularda şöyle bir sınıflandırma
yapılabilmektedir.
Tablo 4. Sertlik derecelerine göre sularda sınıflandırma
Fransız sertlik derecesi Alman sertlik derecesi İngiliz sertlik derecesi Suyun niteliği
0 – 7 0- 4 0-5 Çok yumuşak
7 – 14 4- 8 5-10 Yumuşak
14 – 22 8- 12 10-15 Hafif sert
22 -32 12- 18 15-22 Sert
32 – 54 18- 30 22-35 Çok sert
>54 >30 >35 Çok aşırı sert
Sert suyun zararları
* Sert sular ,cildi sertleştirmeleri ve yıkanma,bulaşık, çamaşır gibi ev işlerinde fazla sabun sarf
ettirmeleri ve işlemleri güçleştirmeleri nedeniyle pek istenmezler. Örneğin 25 sertlik
derecesinde bir litre suyu tamimiyle köpürtebilmek için en az 3 gr. sabun sarf etmek
gereklidir. Buna göre 300 litre su ile yıkanan bir ev çamaşırı için 900 gr. sabun gereklidir.Eğer
yumuşak su ile aynı iş yapılacaksa sarf edilecek sabun yarı yarıya azalır.
* Sabun çökeleği banyo veya duş sonrasında insan derisine yapışır. Deri gözeneklerini tıkar ve
saç tellerini kaplayarak sertleştirir. Deriye yapışan bu kütle, bakteri üremesi için elverişli bir
ortam yaratır.
* Sudaki sertlik zamanla kendiliğinden veya su ısıtıldığında hızla çözünürlüğünü kaybeder ve
geçtiği yüzeylere yapışmaya başlar. Su borularının içi hızla dolar, su basıncı ve akışı azalır.
* Suyun ısıtıldığı yüzeylerde daha da artan kireçlenme, yalıtkanlığa sebep olur ve elektrik
tüketimini artırır. Kalorifer tesisatındaki kireçlenme yakıt tüketiminin artmasına sebep olur.
Buhar elde etmek için kullanılan sularda, gerek ekonomi ve gerekse kazanların dayanması
bakımından sertliğin büyük önemi vardır. Geçici sertliği 12,5’tan fazla olan sert sular çok
çöküntü yapıcıdırlar.Bu gibi sular ısıtılınca bikarbonatlar, karbonat halinde çökerek, kazanda
ve borularda bir kabuk oluştururlar. Oluşan bu kabuk, ısının güç iletilmesine ve dolayısıyla
fazla enerji kullanılmasına neden olacaktır.
 Sertlik mineralleri yemeklerde istenmeyen bir tat verir. Sert su ile yapılan buz buğulu bir
görünümde olur. Ayrıca tahıl, baklagiller ve sebzeleri sertleştirebilirler, bu yüzden yemeklerin
geç ve güç pişmelerine sebep olarak zaman ve enerji kaybettirirler.
* Tekstil, boya, kağıt, deri, şeker , bira endüstrileri için sert sular elverişsizdir.
* Diğer taraftan çok tatlı sular , karbondioksit ile fazla yüklü olduklarından agresif ,yani
kemiricilerdir. Bu yüzden özellikle su borularında bulunan kurşun,kalay ve kadmiyum gibi
ağır metalleri eritirler. Halbuki sular kireçten zengin olduğu zaman ,boruların içini ince bir
kireç kaplayacağı için kurşunla suyun teması önlenmiş olur.
Suyun sertliğinin sağlık üzerine zararlı bir etkisi yoktur. Fazla sert suların mideye biraz ağır gelmesi
nedeniyle, yaklaşık bir sınır olarak içme sularının toplam sertliklerinin de 12’yi geçmemesi önerilir.
Ayrıca fazla magnezyum sülfat içeren suların , laksatif etkileri nedeniyle içilmemeleri gerekir.
Sert suların yumuşatılması
Suyu yumuşatmanın en pratik yolu iyon değiştirici reçine kullanmaktır. İyon değiştirici reçineli
sistemler genelde sodyum iyonları ile sertlik iyonlarını yer değiştirterek çalışırlar. Proses esnasında su
reçine tanecikleri arasından süzülerek geçer. Reçine tanecikleri üzerindeki elektrik yükü sodyum
iyonlarını reçine taneciği üzerinde tutar. Ancak, reçine taneciklerinin aynı zamanda sertlik
minerallerini tutma kabiliyeti de vardır. Reçine taneciklerinin sertlik minerallerini tutma kabiliyeti
sodyum iyonlarını tutma kabiliyetine göre daha fazladır. Bu şekilde iyon değişimi gerçekleşir.
Belli miktarda sert su reçine yatağından geçtikten sonra, reçine tanecikleri tamamıyla, sertlik
mineralleriyle kaplanır. Bu durumda sertlik minerallerinin tutulması son bulur. Sertlik iyonlarının
tekrar sudan tutulabilmesi için reçine taneciklerinin sertlik minerallerinden kurtarılarak tekrar sodyum
taneciklerinin bağlanması gereklidir. Bu işleme ‘rejenerasyon’ adı verilir. Rejenerasyon esnasında
tuzlu su reçine tankına verilir ve reçine sodyuma doyurulur. Reçine tankında biriken yüksek
konsantrasyondaki sodyum iyonları sertlik iyonlarını reçine taneciklerinden ayırır. Reçine daha sonra
temiz su ile durulanarak, fazla tuz ve sertlik mineralleri tanktan atılır. Reçine tankı tekrar sertlik
iyonlarını tutmaya hazır durumdadır.
Sularda sulfatlardan ileri gelen kalıcı sertlik alkali karbonatlarla da giderilir.
CaSO4 + Na2CO3——> Na2SO4 + CaCO3
MgSO4 + Na2CO3——> Na2SO4 + MgCO3
Bikarbonatlardan ileri gelen geçici sertlik ya suları ısıtarak erimeyen karbonatlar halinde çöktürerek
veya aşağıdaki şekilde işleme tabi tutarak gidermek olasıdır .
Ca(HCO3 )7 + CaO——-> 2CaCO3+ H2 O
Mg(HCO3 ) 7 +Ca(OH) 2 ——-> 2MgCO3+2H2 O
Kalsiyum ve magnezyumun hem bikarbonat ve hem de sülfat bileşikleri zeolit ve permutit gibi doğal
veya sentetik maddelerden yararlanarak iyon değiştirmek suretiyle sular yumuşatılır.
Kireç soda usulü, sodyumu hidroksitle muamele, sodyumu fosfat ile yumuşatma yöntemleri Mg+( ve
Ca+) iyonlarının suda çözünmeyen bileşikleri halinde çöktürülmesiyle gerçekleştirilir . İki şekilde
olur. İyon değiştirme ise Pozitif bir iyon (katyon) ile pozitif başka bir iyonun yer değiştirmesidir.
Negatif bir iyon (anyon) ile başka bir negatif iyonun yer değiştirmesi ise anyon katyonlar Ca+, Mg+,
Na+ ,H+, Fe+ ve Mn+ gibi elementler , anyonlar da genel olarak Cl , SO+ , No+ gibi maddelerdir.

Organik madde
Genel olarak organik maddeler sulara bitkilerden, insan ve hayvanlarda olmak üzere çeşitli
kaynaklardan karışabilir. Bitkisel kaynaklı organik maddeler zararlı olmadıklarından önemsizdirler.
Hijyen yönünden tehlikeli olan insan ve hayvanlar tarafından suya bulaştırılan organik maddelerdir.
Özellikle kanalizasyon, fosseptik, ahır, ağıl, kümes gibi yerlerden organik maddelerin suya karışması
önemlidir. Bu gibi sularda bulunan organik maddelerin oranı, bu maddeleri yakmak için tüketilen
oksijen oranı ile belirtilir. Çözünmüş organik maddeler, karbonun öncelikle hidrojen ve oksijen, ikinci
olarak da fosfor, azot, kükürt gibi elementlerle yaptığı bileşiklerdir. Organik madde tanecikleri dip
kısımda çökmüş veya koloidal moleküller düzeyde çözünmüş olarak bulunur.
Akarsulara yüzme şeklinde gelen maddelerde toplam kirlilikte önemlidir. Bunun tek önlemi ise suların
arıtılarak deşarj edilmeleridir. Ortamdaki mevcut olan mikroorganizmaların organik kirlilik
parçalanmasında rol oynaması nedeniyle parçalanabilir organik madde ve mikroorganizma yoğunluğu
arasında orantılı bir oksijen tüketimi olduğu düşünülerek organik madde toplam miktarı tayin yöntemi
geliştirilmiştir. TS 2789 a göre kimyasal oksijen ihtiyacı 3,5 mg. O /lt den fazla organik madde içeren
sular kirlidir .

Amonyak
Ne serbest halde, nede çeşitli tuzları halinde sularda bulunmaz. Organik maddelerin parçalanması ile
oluşan amonyağın bulunması halinde özellikle dışkı vb. maddelerin karıştığının bir belirtisi olarak
kabul edilmektedir. Fakat bazı derin kuyu ve toprağın temizliği ispatlanmış sularda amonyağa
litrede1/100 mg.’ a kadar rastlanılabilmektedir. Buradaki amonyak bitkisel kaynaklı olup hayvansal ve
insan kaynaklı kadar tehlikeli değildir. Kaynak içme ve kullanma sularında amonyak bulunmamalıdır.
Amonyağın kısmen oksitlenmesiyle oluşan nitritlerin suda bulunması kuyu veya kaynaklara dışkı
suyunun bulaşmasının göstergesidir. Eğer nitratlar organik maddelerle kirlenmiş sularda mevcutsa
organik maddelerin parçalanmasının son ürünü olması ve suların kendi kendini temizleme sırasında
oluşması sonucu bulunmasından dolayı kirliliğe işaret sayılmazlar.

Nitrit
Organik maddelerin parçalanması sonucu oluşan amonyağın, inorganik bileşiklere dönüşmesi
sırasındaki ilk oksidasyon safhasını oluşturur. Nitritlerin varlığı kuyulara veyahut kaynaklara dışkı
suyunun sızması işaretidir.
Nitrat
Parçalanmış organik maddelerin azotlarının oksidasyonu ile tamamen mineralize olmuş ve kirlilik
bakımından zararsız hale gelmiş ürünlerdir. Yetişkinler için zararsızdır. Derin olmayan yeraltı
sularında litrede 1 mg kadar bulunurlar. Fakat çok derin yeraltı sularında, yapay gübre ile gübrelenen
toprakların yeraltı sularında fazla miktarda (500-1000 mg/lt) bulunduğu saptanmıştır. 20 mg/lt ‘den
fazla nitrat içeren sularla hazırlanan mamalarla beslenen 6 aylığa kadar bebeklerde siyanozla ortaya
çıkan methaemoglobinemi’ye neden olduğu saptanmıştır.6 aylığa kadar olan bebeklerde mide pH’sı
4.9’un üstündedir. Bu pH derecesinde midede nitratları nitrite indirgeyen bakteriler kolayca üreyebilir
ve nitratları nitrite dönüştürebilir. Böylece kana karışan nitritler hemoglobin’e bağlanarak okside
olmasını engeller. Sonuçta metheamoglobinemi denilen ve siyanozla kendini gösteren zehirlenme
ortaya çıkar.
İçme sularıyla vücuda giren nitrat, bağırsak kanalında 4-12 saatte absorbe olur ve böbreklerle atılır.
Tükürük bezlerinde konsantre olabilirler. Ağızda anaeorobik ortam etkisiyle nitritlere indirgenirler.
Toksisitesi şu aşamalarda gerçekleşir :
1. Primer toksisite: Yetişkinlerde bağırsak, sindirim ve idrar sistemlerinde yangılar görülür.
2. Sekonder toksisite: Yüksek nitrat derişimi böbreklerde methemoglobinemi oluşmasına
neden olur. Hemoglobinin Fe3 haline yükseltgenerek kan O2 taşıma kapasitesi düşer. Bebeklerde mide
asiditesinin tam oluşmamış olması da bu olayı etkiler.
3. Tersiyer toksisite: Asit ortamda nitritlerin, sekonder ve tersiyer aminler, alkil amonyum
bazlar ve amidlerle reaksiyonu sonucu ortaya çıkar. Oluşan nitrosaminler ve nitrosomidler
kanserojendir.

Klorür
Suya başlıca iki kaynaktan karışırlar. Bunlardan birincisi toprak ikincisi ise idrar ve temizlik sularıdır.
Topraktan karışan klorür’ün sağlık açısından bir sakıncası yoktur. Sularda en çok toprak kaynaklı
sodyum, potasyum ve lityum gibi alkali ile kalsiyum, magnezyum toprak alkalileri klorürlerine
rastlanılmaktadır. Tamamen klorürsüz su içildiğinde lezzetsiz ve yavandır. Boğazda kuruluk yaptığı
gibi susuzluğu gidermez. Dolayısıyla içme sularında iz halinde klorür bulunmalıdır. 50 mgr/lt’den
fazla tuz içeren suların lezzeti bozulmakta ve içimi güçleşmektedir.
Serbest klor
Suda okside veya klorüre olmak üzere klor absorbe eden, organik ve inorganik maddelerin
absorbsiyonundan sonra serbest kalabilen ve suların dezenfeksiyonunda esas rol oynayan klordur.
Serbest klorun miktarı suyun koku,lezzet ve kemiricilik niteliğinde etkili olur. Standarda göre izin
verilebilecek en yüksek miktar suyun litresinde 0.5 mg, tavsiye edilebilecek miktar olarak da 0.1 mg/lt
belirlenmiştir.

Sülfatlar
Sularda en çok bulunan kimyasal maddelerden birisidir. Özellikle kalsiyum sülfat halinde bulunurlar.
Suların süzüldüğü ve toplandığı topraklardan kolayca sulara geçebilirler.

Demir
Sularda iki değerlikli çözünmüş olarak özellikle hidrojen karbonat ve bazen de sülfat şeklinde bulunur.
Fazla miktarda demirli sular hava ile temas edince kollidal demir hidroksit oluşumundan dolayı suyun
görünüş ve tadını bozar.

Suların temizlenmesi
Alimentasyon suyu ; kimyasal ,fiziksel ve mikrobiyolojik özellikleri bakımından tamamen temiz
olmalı, yani berrak, kokusuz, renksiz, sağlığa zararlı hiçbir madde içermemeli ve içinde patojen hiç bir
madde bulunmamalıdır. İşte su içerisinde bulunan yabancı maddelerin çıkartılarak içiminin hoş bir
duruma getirilmesi ve dezenfekte edilerek sağlığa zararsız bir hale getirilmesi için uygulanan bir seri
işleme suyun temizlenmesi denir. Bu işlemlerin çoğu tabiatta bulunan suyun temizlenme faktörleri
uygulanarak yapılmaktadır. Suların temizlenmesi :
1.Fiziksel temizlik
2.Mikrobiyolojik temizlik (suların dezenfeksiyonu)
3.Kimyasal bozuklukların düzeltilmesi
olmak üzere 3’e ayrılır.

I.Fiziksel temizlik
1.Kokunun giderilmesi
En pratik olarak havalandırma ile temin edilir. Suların fıskiye veya çağlayan tarzında veya az
miktardaki sularda kaptan kaba aktarılarak havalandırılmaları ile suya fena koku ve lezzet veren ve
suda yaşayan planktonların çürümesinden ileri gelen bazı kokulu gazlarla kükürtlü hidrojen ve
karbonik asit giderilebilir. Fakat bu usul ile endüstri sularından ileri gelen kokuların ortadan kaldırmak
olası değildir. Havalandırma işleminde sudaki organik maddelerde oksitlenirler. Yani suda erimiş
bulunan Fe ve Mg tuzları da kolaylıkla okside olarak süzgeçlerle tutulabilecek suda erimeyen
bileşikler haline gelirler.
4Fe(HCO3 )2 + O 2+ H2 O——> 4Fe(OH )2 +CO2
4Mn(HCO3 )2 + O 2+ H2 O——> 4Mn(OH )2 +CO2
Böylece süzülme sırasında sudan ayrılmaları mümkün olur.
2.Bulanıklığın giderilmesi
Suların ilk temizlik şartı , tamamen berrak olmalarıdır. Bunun içinde temizlenecek sularda ilk
yapılacak işlem bu suların Bulanıklılığını gidererek , berrak bir hale getirilmesidir. Suda suspansiyon
halinde bulunan maddelerin sudan uzaklaştırılması için su ya kum taneleri 3-4 mm büyüklüğünde olan
50 cm kalınlıktaki bir kum süzgecinden bir ön süzmeye tabi tutulur veya büyük havuzlarda uzun süre
dinlenmeye sevk edilerek çökme ile durulmaya terk edilir. Çok kirli sular ,bir süre dinlendirilir yada
akma hızları azaltılırsa ,içinde bulundurdukları asılı maddeler yavaş yavaş çökeltilerek iyileştirilir. Bu
çöken maddeler aynı zamanda önlerine gelen mikroorganizmaları da sürükler. Bulanıklığın giderilmesi
için çeşitli usuller kullanılır. Bu usullerden herhangi birisinin seçimi, suların özelliklerine ve
miktarının az veya çok olduğuna göre değişir.
A. Az miktardaki sularda bulanıklığın giderilmesi
1.Kumaştan süzme: Bazı bulanık sularda birkaç kat kumaştan süzüldüğünde bulanıklığı
tamamen giderilebilir.
2.Dibe çöktürüp aktarma:a.Basit usul: Bazı sular bir kap içerisinde bir süre bekletilmeye bırakılırsa kolloidal
maddeler dibe çöker ve üste kalan kısım aktarılarak berrak su elde edilir.
b.Flokulasyon ile çöktürüp aktarma ve süzme: Flokülasyon bir solüsyonda bulunan
kolloidal maddelerin bir araya toplanıp kitle yapması olayıdır. Bu usul diğer vasıtalarla ortadan
kaldırılamayan ve suda kolloidal halde bulunan çok küçük cisimleri birbirine birleştirip ,dibe
çöktürerek suyun berraklaştırılmasıdır. Bunun için en fazla alüminyum sülfat veya demir III klorür
kullanılır. Bu maddeler sudaki toprak alkalileri ile karşı karşıya geldiği zaman Alüminyum hidroksit
veya demir III hidroksit meydana gelir.
Al2(SO4)3 + 3CaCO3 + 3H2O 2 A l ( O H ) 3 + CaSO4 + 3CO2
Bu hidroksitler sudaki kollidlerin elektriklerinin aksi elektrik yükünü taşıyan birer elektrolittir. Sudaki maddelerin flokülasyonlarını ve sonra dibe çökmelerini temin ederek suya renk, koku ve bulanıklık veren kolloidal maddeleri ortadan kaldırmış olurlar.
Suların litresine az bulanık ise 15-20 mg., orta derecede bulanıksa 20-30 mg., çok bulanıksa 30-50 mg.
alüminyum sülfat konularak çöktürülmeye bırakılır. Çöküntü tamamlandıktan sonra üsteki su
aktarılarak berrak su elde edilir. İhtiyaca göre 100-500 litre hacminde biri tabanın en çukur yeri
hizasında, diğeri tabandan 25-30 cm yukarıda olmak üzere çifte musluklu madeni kaplardan
yararlanılır. Alüminyum sülfat konulan su kapları içinde tortunun çökmesi için en az birkaç saat
bekletilmelidir.
3.Gözenekli süzgeçler: Bunlar içinden geçirildikleri suyun pislik ve mikroplarını
gözenekleri arasında tutarak suyu süzen vasıtalardır. Birçok çeşitleri vardır. 24 saate 30 litre kadar
suyu süzebilirler. Bu süzgeçler bir müddet çalıştıktan sonra boşlukları tıkanır,gözeneklerde tutulmuş
olan mikroorganizmalar ,buralarda birikmiş olan organik maddeler içinde üreyip çoğalırlar.
Bir zaman gelir ki sular süzgece girdiklerinden daha kirli ve mikroplu olarak çıkmaya başlar. Bu yüzden süzgeçlerin sık sık temizlenmesi gereklidir.
B.Büyük miktardaki suların bulanıklığının giderilmesi
Bu suların bulanıklığının giderilmesi iki safhada yapılır. Birinci, safhada suyun kaba bulanıklığı
alınır. İkinci safhada tamamen berraklaştırılır.
II.Mikrobiyolojik temizlik (İçme sularının dezenfeksiyonu)
Bu safha suların temizliğinin en önemli safhasıdır. Sularda mevcut hastalık yapan patojen
bakteri ile suya renk, koku ve tadını bozan organizmaların imha edilerek suyun güvenle içilebilmesi
için yapılan işleme suların dezenfeksiyonu denir. Sulardaki patojen mikroorganizmaları öldürmek için fiziksel ve kimyasal yöntemler kullanılır.
Fiziksel yöntemler
1.Isı ile: Su 100°C’de 10 dakika kaynatılırsa içinde ki su epidemilerine neden olabilecek
bütün mikroorganizmalar ölür. Kimi sporlu mikroorganizmalar bu ısı derecelerine dayanırsa da
bunların hijyen bakımından bir önemi yoktur. Kaynatma usulü her yerde ve şartta kolayca
uygulanabilecek basit bir usuldür. Kişi ve aile gereksinimleri için elverişli ise de büyük insan
topluluklarına uygulanmasında bazı güçlüklerle karşılaşılır. Ayrıca kaynamış suda gazların uçmuş
olması nedeniyle lezzetinin bozulması ve bu suların soğuması için uzun bir zaman beklemek
zorunluluğu da sakıncaları arasındadır. Bununla beraber kaynatma , özellikle epidemi zamanında tam
bir güvenle uygulanacak su temizleme yöntemidir.
2.Ultraviole ışınları ile: Ültraviyolenin mikroorganizmalar üzerine öldürücü etkisi çok
fazladır. Özellikle dalga uzunlukları 2500-2900 A. arasında bulunan ültraviyole ışınları en kuvvetlidir.
Fakat güneş ışınlarının ültraviyole etkisi pratikte pek bir yarar sağlamaz. Ancak bu amaçla yapılmış
çeşitli sistemler (Nogier ve Lacarriere lambası) mevcuttur. Aşırı derecede bulanık sular ışınları
absorbe edeceklerinden mikroorganizmaların üzerine etkilerini engeller. Suyun lambaya uzaklığı ve
lambanın önünde kalış süresi önemlidir. Ultraviolenin etkisi suyun ışınlanmasından sonra bir süre
devam ettiğinden ,bu etkiden yararlanabilmek için suları hemen kullanmamalıdır.
B.Kimyasal yöntemler
Suların dezenfeksiyonu için en çok kimyasal yöntemler kullanılır. Kimyasal maddelerin sudaki
mikroorganizmalar üzerine etkisi yüksek, ucuz, uygulama tarzları kolaydır. Suların dezenfeksiyonu
için kullanılacak maddeler aşağıdaki özellikleri taşımalıdır.
a.İnsan sağlığına hiçbir zararlı etkisi bulunmamalıdır,
b.Sudaki patojen mikroorganizmaları belirli zamanda öldürdüğü deneylerle ispatlanmalıdır,
c.Suyun organoleptik niteliklerini belirgin bir şekilde bozmamalıdır,
d.Çabuk sonuç vermelidir,
e.Basit bir teknikle uygulanabilmelidir.

Suyun dezenfeksiyonu için kullanılan kimyasal maddeler

1.Ozon
Ozon oksijenin bir hali olup çok aktif oksidan ve çok kuvvetli bakterisit bir gazdır. Diğer bütün
dezenfektanlardan üstünlüğü vardır. Fazlalığı zararlı değildir. Ozonu sudan uzaklaştırmak için
havalandırmak yeterlidir. Ozon organik maddeler varlığında yeniden oksijen olmak üzere üçüncü
atomunu bırakarak organik maddeleri oksitler. Bunu yaparken de bakterileri parçalar. Organik
maddelerin oksidasyonu ,bakterilerin sonradan gelişmesini de olanaksız duruma getirir.
Ozonun aktif olması için fazla demir ve albüminli maddeler içeren berrak olmayan bir suya ilave
edilmemelidir. 0.5-1.0 mgr/ml hesabı ile suya ilave edildikten sonra iyice karıştırılır ve 10 dakika
sonra suda ozonun varlığı rengi maviye çeviren sodyum iyodürlü ve nişastalı reaktif yardımı ile
denetim altında bulundurulur.
Ozonlama genellikle iki aşamada uygulanır. Birinci aşamada ozanizör veya ozonör denilen cihazlarla
ozon elde edilir. İkinci aşamada ise elde edilen ozon ozonlama kolonlarında su ile karıştırılır.
Ozonizörler elektrikle çalışan birbirlerinden belirli bir uzaklıkta bulunan,kıvılcım meydana gelmesi
için üzeri cam veya mika ile izole edilmiş iki alüminyum elektrota sahip cihazlardır. 10.000-20.000
voltluk elektrik akımı geçen elektrotlar arasından kuru hava geçirilerek havanın oksijeni ozon haline
getirilir.
Böylece elde edilen ozonlu hava ozonizörün ozonlama kolonlarına sevk edilir. Kolonun alt tarafından
ozonlanacak su ile birlikte giren ozonlu hava küçük kabarcıklar halinde suya karışarak kolonun
üstünden çağlayan şeklinde düşerken fazla ozonunu da bırakarak dezenfekte edilmiş şekilde çıkar.
Ozonun üstünlükleri oldukça fazladır.10 dakikada çabuk bir dezenfeksiyon sağlar,suya hiçbir lezzet
bozukluğu vermez ve zararsızdır.Bakterisit etkisi klordan 10 kat daha çabuktur. Spor ve kistlere karşı
klordan daha etkilidir.

2.İyod
Sıcak ülkelerde uygulanır. Bakterileri ve protozoerleri yıkımlar. Doğuş halinde bulunan iyodun yüksek
bakterisit etkisinden yararlanılır. Bu yöntem uygulanacak suların berrak olması, önceden süzülmesi
gereklidir Bir litre suya 15 mg. sodyum iyodat (NaIO3) ve 100 mg potasyum iyodür (KI) ile iyodun
açığa çıkmasını sağlamak için 100 mg tartarik asit ilave edilerek 20 dakika dezenfeksiyonun
olabilmesi için beklenir. Sonra fazla iyot 110 mg.sodyum hiposülfit ile nötralize edilir. Bu uygulamada
iyot çinko,saç ve tahta kaplara tesir ettiği için cam veya emaye kaplar tercih edilmelidir. Piyasada bu
amaç için özel preperatlar bulunmaktadır. Bu yöntem kişisel gereksinimler için uygulanır.

3.Potasyum permanganat
Özellikle kolera salgınlarında etkilidir. Bulanık sularda da uygulanabilir. Suyun lezzetini değiştirmez.
Kürar ve striknin gibi zehirlerin etkilerini nötrleştirebilir. 1 litre suya 0.06 gr hesabı ile kullanılır. Su
koyu menekşe rengi alır. 15 dakika bekletildikten sonra aynı miktarda sodyum tiyosülfat ilave edilerek
rengi giderilir. Süzüldükten sonra berrak,renksiz ve temiz bir su elde edilir.

4.Klorlu kireç (Kireç kaymağı, javel suyu, kalsiyum hipoklorit)
Suların yukarıda anlatılan kimyasal maddeler ile dezenfeksiyonu olası ise de geniş insan
topluluklarının ihtiyacı olan suyun dezenfeksiyonu için en uygun kimyasal madde
KLOR’dur.Klor,1774 yılında Scheele adlı İsveçli bir kimyager tarafından bulunmuştur. 1904’de
Houston tarafından ilk defa Lincolin’de içme sularının dezenfeksiyonu için kullanılmıştır. Klor
sarımsı-yeşil renkte havadan 1.5-2.5 defa daha ağır,keskin kokulu iritan bir maddedir. 1 litre sıvı
klorun 455 litre gaz oluşturduğu kabul edilmektedir. Klorun bakterisid etkisi fiziko-kimyasal bir
olaya dayanmaktadır. Klor mikroorganizmaların membranına etki yaparak ,buradaki proteinlerin
yapısında bulunan aminoasitlerden kloraminler meydana getirmek suretiyle mikroorganizmaların
çoğalma ve gelişmelerini önler.
NH 3 + HOCl <————-> NH2Cl + H2O
NH2Cl + HOCl <——–> NHCl2 + H2O
NHCl2 + HOCl <——–> NHCl3 + H2O
Etkisi daha fazla olursa hücrenin albüminlerinin kolloidal durumunu bozarak ölüme neden olur.Ancak etki az ve mikroorganizma tamamen ölmemiş ise ,hücre az sonra kendisi ile birleşmiş kloru çıkartır.
Tekrar yaşam faaliyetlerini sürdürür. Bu nokta çok önemlidir. Klorun sudaki etkisi üç safhada olur :
1. Klor suda bulunan organik ve inorganik bir kısım maddeyi okside eder
2. Organik ve inorganik bir kısım madde ile kimyasal olmamak üzere birleşir,onları klorüre eder.
3. Bütün bu birleşmelerden geri kalan klor mikroorganizmalar üzerine bakterisid etki gösterir.

Klorlamada etkisi olan faktörler
1. Organik ve inorganik madde miktarı: Suda klorla okside olabilen ve onunla fizik bir
birleşme yapabilen organik ve inorganik bileşiklerin miktarları, suya katılacak klorun miktarının
belirlenmesinde çok önemlidir.
2.Suyun sıcaklığı: Sıcaklık arttıkça klorun etkisini çabuklaştırır.
3.Karıştırma: Klorun su ile iyice karıştırılmasıyla yığınlar halinde bulunan bakteriler
dağılarak klorun etkisiyle daha fazla karşı karşıya bırakılmış olurlar.
4. Berraklık: Suların berrak olması da etkiyi kolaylaştırır. Su berrak olmaz ise klorlamadan
sonra klorun koku ve lezzeti uzaklaştırılamaz. Bulanıklık yapan cisimler hem fazla klor harcanmasına
neden olur ve hem de mikroorganizmaları klorun etkisinden saklayarak güvenliği bozar.
5.Süre :Suya konulan klorun mikroorganizmaları öldürmesi için gerekli olan süre en az
yarım saattir. Bu nedenle klorlanmış su en az yarım saat bekletilmelidir.
6.Ortamın pH’sı: pH 7’nin altına düştükçe klorun etkisi artar. Özellikle organik maddeleri
az olan sularda pH 6-6.5 arasında koku ve lezzet vermeyecek kadar az bir klorla suyu 10-15 dakikada
tamamen sterilize etmek bile olasıdır. Aksine pH yükseldikçe klorun etki süresi gecikir ve etkisi azalır.
Suların klor ile dezenfeksiyonunda bu faktörler dikkate alınarak yeterli klor oranı saptanabilir.
Özellikle sudaki klorla birleşebilen maddeler, ilave edilen kloru önce absorbe ederler ve tutulan
klordan sonra serbest kalan klor mikropların üzerine bakterisit etkisini yapabilir. Serbest klorun suda
artmaya başladığı bu noktaya break point denilir.

Suların klor ile dezenfeksiyon yöntemleri
1.Basit klorlama: Suda patojen mikroorganizmaları öldürecek fakat koku ve lezzet
bozukluluğu vermeyecek ölçülü bir oranda gaz klor veya serbest klor verebilen klorlu bir madde ile
yapılan dezenfeksiyondur. Basit klorlamada amaç, suyun güvenli bir şekilde dezenfekte edilmesi ve
bütün dezenfeksiyon bittikten sonrada suda artık serbest klor kalmamış ve suyun koku ve lezzetinin
bozulmamasını sağlamaktır. Klor suya katıldıktan 10 dakika sonra ,serbest kalan klor miktarının
litrede 0.50-0.75 mg olarak ayarlanması gerekir. klor miktarı fazla olursa suda klordan ileri gelen bir
koku hissedilir. Az miktardaki koku havalandırma ile , fazla miktardaki ise sodyum hiposülfit gibi anti
klor maddelerle uzaklaştırılabilir. Fakat koku klorun organik maddelerle birleşmesinden ileri geliyorsa
bu durumda amonyaklı klorlama veya superklorasyon tercih edilir.
2.Superklorasyon ve nötralizasyon: Emniyetle dezenfeksiyon yapabilmek için, suya klor
tutucu cisimlerin absorbe edebilecekleri miktardan çok daha fazla klor ilavesine superklorasyon ve
dezenfeksiyondan sonra fazla kalan klorun nötrleştirilmesine de nötralizasyon denir. Superklorasyonda
suyun litresine 5-10 mg. hesabı ile yüksek miktarda aktif klor konulur. 30 dakika bekletildikten sonra
suda kalan fazla klor ,aktif kömürden süzülerek uzaklaştırılır. Aktif kömür aynı zamanda suya koku ve
değişik lezzet veren diğer maddeleri de uzaklaştırır. Diğer bir yöntemde de antiklor madde olarak
sodyum tiyosülfat kullanılır.
3.Amonyaklı klorlama: Önce suya amonyak ve ardından klor ilave edilerek amonyakla
klorun birleşmesinden meydana gelen klor amin ile mikroorganizmaları öldürmektir. Bu yöntemin iki
üstünlüğü vardır.
* Sadece klor ile yapılan dezenfeksiyonda, klorun organik maddeler veya diğer yabancı
cisimlerle yapmış olduğu birleşmelerden meydana gelen kokunun söz konusu olmaması,
* Kloramin’in kalıcı ve devamlı etkisi seviyesinde suyun sonradan mikroorganizmalarla
kontamine olması halinde mikroorganizmaların yaşayamamasıdır.
Basit klorlamada 2-3 saat sonra suda klor kalmadığından, sonraki bulaşmalarda mikroorganizmalar
tehlike oluşturabilir. Bu yöntemde suya önce amoniatör denilen aletlerle sonradan konacak kloru
1/2-1/5’i kadar amonyak konulur. Su ile amonyak iyice karıştırıldıktan sonra gaz klor veya klor
bileşiklerinden biri ile klorlanır. Etki süresi suyun pH derecesine göre (suyun pH’sı 7.5’tan aşağı
olmamalıdır) 0.5- 2 saattir.

Dezenfeksiyonda kullanılan klor bileşikler
Sıvı klor; Gaz halindeki klorun basınçta sıkıştırılmasıyla elde edilir. Çelik tüplerde
muhafaza edilir. Bunların kullanılmasında özel sistemlere gerek duyulur. En ekonomik sistem sıvı
klorla yapılan sistem olmasına rağmen her hangi gaz kaçağında tesisi çalıştıran personelin zehirlenme
olasılığı nedeniyle çok dikkatli kullanılması gerekir.
Gaz klor: Büyük şehir merkezlerinde klorlamada en fazla gaz klor kullanılmaktadır.
Basınçla sıvı haline getirilmiş klor çelik tanklarda saklanır. Suya ilave edilmek için basınç kaldırılarak
gaz haline getirilir ve bundan bir ana solüsyon hazırlanır.
Peroxde de chlor (ClO2): Keskin ozon kokusunda , kuvvetli oksidan bir gazdır. Sodyum
klorat üzerine HCl etki ettirilerek elde edilir. Suda uzun süre koku ve lezzetinin kalmasından ve
madeni kaplara etkisi nedeniyle pek fazla kullanılmaz.
Hipoklorit’ler: En fazla saf toz veya solüsyon halinde kullanılan kalsiyum hipoklorittir
(CaOCl2). Kireç kaymağı ismi ile tanınan bu madde kireç üzerinden klor gazı geçirilerek elde edilir.
Ca(OH)2 + Cl2→ CaOCl2 + H2O
Bileşiminde %35 kadar klor vardır. Fakat havanın rutubetini çekerek sulanır.Aktivitesini kaybeder. Bu nedenle renkli şişelerde ,nemsiz ortamlarda ,ağzı gayet iyi kapatılmış olarak saklanır. Toz ve tablet halinde bulunduğu gibi solüsyon halinde “javel suyu adıyla ticarette satılmaktadır.
III. Suların kimyasal bozukluklarının düzeltilmesi
Suların geçtikleri toprak tabakalarından eritip aldıkları kimyasal maddelerin bazıları ,vücut
gereksinimini sağlamaları nedeniyle çok faydalı oldukları halde diğer bir kısmı,suyun organoleptik
niteliklerini bozar, su tesislerinde veya kullanım sahalarında teknik ve ekonomik sakıncalar doğurur
veya doğrudan sağlık için zararlı olabilir. Diğer taraftan sular ,tesisattan ve içinde bulundukları
kaplardan endüstri atık ve artıklarından zehirli maddeler karışabilir yahut savaş ve cinayet vasıtası
olarak karıştırılabilir. İşte böyle suların kimyasal olarak düzeltilmesi gereklidir.
Agressiv sular: Bulundukları kaplar veya geçtikleri boruların minerallerini eriterek
aşındırıcı etki ederler ve erittikleri minerallerin cinsine göre zehirli olurlar. Yumuşak sular tatsız ve
yavan olur. Öte yandan kalp, damar ve troid hastalıklarına neden olurlar . Doğa şartlarında sulara
agressivite veren etken özellikle CO2 ‘dir. Bulundukları kaplar ve geçtikleri boruların minerallerini
eriterek korozyona neden olarak, erittikleri minerallerin cinsine göre zehirli olurlar. Yüksek
çözgenlikleri temas ettikleri bakır, çinko, kadmiyum, gibi toksik metalleri çözerler ve bu maddeleri
içerirler. Kalsiyum ve magnezyum bikarbonatları sularda CO2 ile denge halinde bulunurlar. Yüksek
CO2 derişimine sahip yumuşak sular kireç taşına karşı agresiftir. Böyle suların özel kaplarda iletilmesi veya CO2 ‘in ortadan kaldırılması gereklidir. Bunun için;
1.Su havalandırılır veya buharla ısıtılır.
2.Böyle sular kireç veya magnezyum ilave edilir.
3.Kireç magnezyum vererek veya su mermer parçalardan geçirerek CO2 doyrulur.
Tuzlu sular : Sularda fazla tuzu gidermek için elektrosmoz ve distilasyon metotları kullanılır.
Sularda yapılan kimyasal analizler, erimişler gazlar,içerdikleri organik madde parçalanma ürünleri
olan nitrat, nitrik, ve amonyak, mineral maddeler, pestisitler, radyoaktif serpintiler ve sertlik
derecesinin tespit edilmesi amaçlarıyla yapılır. Erimiş gazlardan daha çok oksijen karbondioksit ve
serbest klor saptanır. Oksijen saptanmasında Wingler metodu kullanılır. Suda organik madde arttıkça
oksijen oranı azalır. Temiz sularda litrede 2 ml 6 ml arası olmalıdır. Serbest klor su içinde gaz
halindeki erimiş olarak bulunur.

Suyun özellikleri
* Topografik anket
Suyun bulunduğu yerde toprağın yapısı ve suyun akışı ,toplanışı,derinliği vb. kaynaklarının genel ve
özel nitelikleri bir anket şeklinde incelenip değerlendirilmelidir.
* Epidemiyolojik anket
Suyun daha önce bir salgın hastalığa neden olup olmadığı araştırılmalı ve bu konuda bir sicil
tutulmalıdır.
* Teknik anket
Suyun kaynağının gerekli ihtiyacı karşılayıp karşılamayacağı araştırılmalıdır.
* Laboratuar analizleri
Suların gerçek nitelikleri ,temizlik ve kirlilik dereceleri ancak suyun fiziksel, kimyasal ve
bakteriyolojik analizleri ile olasıdır .
İşte yukarıdaki anket ve işlemler aynı zamanda incelenip değerlendirildikten sonra suyun hijyenik
kalitesi hakkında bir hüküm verilebilir.

Numene alma
Numune alma ve koruma metotları çok farklı olduğundan dolayı kimyasal , bakteriyolojik ve radyo
aktivite analizleri için ayrı numuneler alınmalıdır . Aynı kaynaktan her üç amaçla da numune alınacak
ise, bakteriyolojik analize tabi tutulacak numune önce alınmalıdır. Numuneler polietilen, pyrex
(borasilikat cam) veya polipropilenden yapılmış kaplara konulmalı ve aynı cins kapakla havayla temas etmeyecek şekilde kapatılmalıdır. Şişeler numune alınmadan önce derişik sülfirik veya hidroklorik asit ile çalkalandıktan sonra bol su ile iyice yıkanıp temizlenmeli ve kurutulmalıdır. Şişeler numune alınacak su ile iki defa çalkalandıktan sonra numune alınmalıdır.
Bakteriyolojik analizler için ,suyun kirliliğine bağlı olarak genellikle 100-200 ml numune yeterlidir.
Numune kabı olarak cam kapaklarla sıkıca kapatılabilen renkli şişeler kullanılır. Klorlanmış sulardan
numune alınacak ise, şişe önce 180°C’de bir saat sterilize edilir, sonra içine 100 ml’ye 10 mg hesabıyla
sodyum tiyosülfat konur, kapak kapatılır ve 120°C’de 15 dakika sterilize edilir. Numune kabı numune
alınacağı zamana kadar kapalı muhafaza edilir. Numune kabı suyla tam olarak doldurulduktan sonra
içinde hava kabarcığı kalmayacak şekilde sıkıca kapatılır. Analize kadar kapak hiç açılmamalıdır.En
doğru sonuçlar, taze numuneler ile yapılan analizlerden elde edilir. Numuneler alındıktan sonra bir
saat içinde bakteriyolojik analizlere başlanmalıdır. Bu olası değil ise buzlu soğutucularda 0°C’nin
altında muhafaza edilerek laboratuara taşınmalıdır. Bu şekilde 6 saat korunabilir. laboratuvara ulaştığı
zaman buzdolabında saklanmalı ve buzdolabından çıkarıldıktan sonra 2 saat içinde analize
başlanmalıdır. Bakteriyolojik analizler için, numunenin alınmasıyla analize başlanma arasında hiçbir
şekilde 30 saatten fazla zaman geçirilmemelidir.
Kuyulardan veya diğer derinliklerden alınacak numunelerde şişeler aynı tarzda hazırlandıktan sonra
boğazına istenilen uzunlukta ip bağlanır. Şişenin kolayca dibe inebilmesi için ağırlık hazırlanarak
şişeye tellerle bağlanır. Hepsi bir kağıda sarılarak sterilize edilir. Numune alma anında şişeye el
değmeksizin kağıt açılarak şişe siciminden suya daldırılmalı ve istenilen derinlikte suyun şişeye
dolması tamamlanınca şişe iple çekilerek sudan çıkarılmalıdır.
Pompa bulunan kuyulardan numune alınırken, pompa 15 dakika çalıştırılmalı ve sonra pompa ağzı
kurulanarak alevle yakılmalı, aseptik koşullarda numune şişesine su alınmalıdır.
İlk açılan borulu kuyulardan numune alınırken, pompa ve borular litresinde 10 mg aktif klor bulunan
klorlu su ile dezenfekte edilmelidir. Dezenfeksiyondan sonra pompa 48 saat aralıksız çalıştırılmalı ve
aseptik koşullarda numune alınmalıdır.
Musluktan akan sudan numune alınmasında ,musluğa takılı plastik boru varsa çıkarılmalı ,musluğun iç ve dış kısmı temizlenmeli ve ana borudaki suyun atılması için musluk sonuna kadar açılarak 3-5
dakika su akıtılmalıdır. Musluk kapatıldıktan sonra hava gazı alevi ile veya alkole batırılmış bir
pamuğun alevi ile sterilize edilmelidir. Musluktan tekrar su akıtılmalı ve 15 dakika kadar akması
beklendikten sonra şişenin ağzına el değmeyecek şekilde şişe tutulmalı ve aseptik koşullarda şişeye
doldurulmalıdır.
Irmak, dere, göl ve kaynak gibi yerlerden numune en az kıyıdan 1 m içeriden alınmalıdır. Ayrıca
suyun bulanık ve durgun olduğu yerlerden numune alınmamalıdır. Numune şişesinin ağzı akıntıya
gelecek şekilde numune şişesi suya daldırılmalıdır. Göl gibi akıntının olmadığı yerlerde şişe suyun
yüzeyine paralel olarak ileriye doğru itilmeli ve yapay bir akıntı yaratılmalıdır.
Numune alımı, saklanması ve gönderilmesi
Numune alma noktasının seçiminde ki temel prensip, toplam su kütlesini tam temsil edebilecek
noktanın bulunmasıdır. Numune ya aynı zamanda farklı noktalardan veya farklı zamanlarda aynı
noktadan alınan kısımların birleştirilmeleriyle oluşturulacağı gibi, tek bir noktadan tek bir kısım
halinde alınabilir. Numune kabına iliştirilecek bir etikete, aşağıdaki bilgiler yazılmalıdır .
1.Suyun adı
2.Numunenin alındığı
3.Yerin adı ,
4.Nokta
5.Tarih
6.Saat
7.Numuneyi alanın kimliği
8.Numunenin alındığı yerdeki sıcaklığı
9.Numunede yapılması istenilen muayene ve deneyler
10.Muayene ve deney sonuçlarının değerlendirilebilmesi için gerekli bilgiler
11.Numunenin alındığı andaki hava şartları ve sıcaklığı
12.Numunenin alındığı yerdeki su seviyesi ve akış hızı
13.Numuneyi korumak için uygulanan işlemler
14.Varsa diğer gerekli bilgiler
Dağıtım sistemine su veren tasfiye sistemlerinin giriş ve çıkışı, ana depo çıkışları ve sisteme bağlı
temsili musluklar numune alma noktası olarak seçilir. Musluğa bağlı borunun uzunluğu ve çapı
dikkate alınarak musluk tam açılır ve şebeke suyunu temsil eden suyun geldiğinden emin oluncaya
kadar su akıtılır. Sonra musluk kısılarak numune kabı doldurulur.

Numune alma sıklığı
Kimyasal analizler için numune alma sıklığı
Şüpheli suların muayenesi en az 3 ayda bir numune alınmalıdır.
Genel kimyasal analizler için ise nüfusu 50.000’den fazla olan yerlerde en az 3 ayda bir nüfusu
50.000’e kadar olan yerlerde ise en az 6 ayda bir numune alınmalıdır.
Bakteriyolojik analizler için numune alma sıklığı
Herhangi bir epidemi söz konusu olduğunda sudan her gün günde beş defa olmak kaydıyla numune
alınır. Dezenfekte edilmiş, şebeke sularından ise nüfusa göre aşağıdaki sıklıklarda numune alınır.
2000’e kadar nüfuslu yerlerde ; Her mevsim bir olmak üzere yılda en az dört defa,
2000 – 10.000 nüfuslu yerlerde ; İki ayda bir defa,
10.000 – 20.000 nüfuslu yerlerde; Ayda bir defa
20.000 – 50.000 nüfuslu yerlerde; İki haftada bir defa
50.000 – 100.000 nüfuslu yerlerde; 4 günde bir defa
100.000 den fazla nüfuslu yerlerde; Hergün
Su klorlanıyorsa en az haftada bir kez bakteriyolojik numune alınır.
Numuneleri laboratuara ulaştırılması
Kimyasal analizler için alınmış numuneler 72 saat, bakteriyolojik analizler için alınmış numuneler ise
8 saat içinde laboratuara ulaştırılmalıdır. Şayet numunelerde jerm sayını yapılması isteniyorsa 6 saat
içinde laboratuara ulaştırılması gerekir. Numunelerin en seri şekilde gönderilmesi, zira numunenin
alınışı ile laboratuara ulaşması arasında geçen süre ne kadar uzarsa, tahlilin sonucu da o kadar
sağlıksız olur. Numunenin analize başlayıncaya kadar mümkünse ilk alındığı sıcaklık muhafaza
edilmeli, termos ya da buz içinde gönderilmelidir.

Bakteriyolojik muayene
Suların bakteriyolojik analizinde aranacak hususlar
1.Suyun aerobik mikroorganizmalar bakımından durumunun incelenmesi,
2.Suyun fekal kaynaklı mikroorganizmalar bakımından durumunun incelenmesi,
3.Suda koliform grubu bakterilerin aranması
4.Suda fekal streptokokların aranması
5.Suda anaerop bakterilerin aranması
6.Suda fekal bakteriyofajların aranması
7.Patojen mikrop aranması
Suda koliform grubu bakterilerin varlığı yukarıda sözü edilen bakterilerin bulunabileceğini işaretler.
Aslında koliform grubu bakterilerin şu özellikleri de koliform grubu bakterilerin aranmasını gerektirir.
*Koli grubu bakterilerin sularda saptanması patojen etkenlerin belirlenmesinden daha kolaydır.
*Koliform grubu bakterilerin sularda yaşama süresi aşağı yukarı patojen etkenlerle aynıdır.
*Koliform bakterilerin sularda kimyasal ve fiziksel etkilere karşı dayanmaları virusların aynısıdır.
1-Suyun aerobik mikroorganizmalar bakımından durumunun incelenmesi
Bu incelemede suyun aerobik toplam bakteri sayımı yapılır. Suda bulunabilecek her bir
mikroorganizmadan bir koloni meydana gelebileceği varsayımından yola çıkarak belli miktardaki su
numunesinde var olabilecek mikroorganizmalar sayılır. Bu sayımın sonuçlarına çok fazla
güvenmemek gerekir. Çünkü bu sularda patojen mikroorganizmaların varlığı ile aerobik
mikroorganizma sayısı arasında pozitif bir ilişki yoktur.
2- Suyun fekal kaynaklı mikroorganizmalar
bakımından durumunun incelenmesi
Lağım suları veya enfekte insan ve hayvanlar
tarafından bulaştırılan sularda bağırsak kökenli
olarak E.coli streptococcus faecalis, Cl.pefringens
gibi mikroorganizmalar , salmonellalar ve vibrio
comma gibi bağırsak patojenleri ile infeksiyöz
hepatitis, polimiyelitis ve entero virus grubu gibi
virüsler bulunabilir.
Sularda patojen bakterilerin ve virusların doğrudan doğruya aranması rutin muayeneler bakımından
pratik değildir. Böyle günlük analizlerde, patojen mikroorganizmaların aranmaları yerine indikatör
mikroorganizma’ların aranması tercih edilir. Bunun çeşitli sebepleri vardır. İndikatör organizmalar
suların temizlenmesinde kullanılan yöntemlere patojenler kadar dayanıklıdır. Sudaki patojen
organizmaların sayıları bağırsak menşeli organizmalardan, suda daha çabuk öldüklerinden ötürü, daha
1 ml’deki mikroorganizma sayısı

Suyun sınıfı
0-10 Fevkalade temiz su
10-100 Çok temiz su
100-1000 Temiz su
1000-10.000 Şüpheli su
10.000-100.000 Kirli su
100.000’den fazla Çok kirli su azdır.
Sudan, özellikle kirli sulardan, patojenlerin izolasyonu olasıdır . Ancak çok miktarda suyun
deneye sokulmasını, selektik besi yeri kullanılmasını gerektirir.
Sudaki patojenlerin mevcudiyetini belirten indikatör organizmalar (örneğin; koliform grubu
organizmalar, fekal streptococcuslar,Cl. perfiringens) aranır. Böylece su işleminin yeterliliğini ve
fekal kontaminasyonun mevcudiyetini de saptamak mümkün olur . Bu organizmaların izolasyonu ve
identifikasyonunu basit testlerle yapmak olasıdır.
İnsan ve hayvanların kolonlarında yaşayan ve ismini kolondan alan koli bakterileri ,insan ve hayvan
dışkısındaki bakterilerin çoğunu teşkil eder. Koliler kendilerine benzer bakterilerle birlikte grup teşkil
ederler. Bu gruba koliform (koli benzeri) bakteri grubu denir. Bu bakterileri tespit etmek çok kolaydır.
Dış ortam şartlarına patojen mikroorganizmalardan daha fazla dayanırlar. Sudan kolaylıkla izole
edilirler. Tek sakıncaları fekal kaynaklardan gelmeyen koliform bakterilerin de suda bulunması
yanılgılara sebebiyet verebilir. Bu sakınca identifikasyon yöntemleri ile giderilir. Bizzat dışkı
bulaşmasını ifade eden Escherichia coli I genel koliform özelliklerine ilaveten 44 °C’de 48 saat içinde
laktozu fermente ederek asit ve gaz meydana getirir.

Genel canlı bakteri sayımı

Suda optimum üreme ısıları farklı çeşitli mikroorganizmalar olduğundan bunları iki başlık altında topluyoruz:
1- Optimum üreme ısıları 25 °C ye veya daha az olanlar: Bunlar genellikle suda doğal olarak
bulunan saprofit ve toprak kökenli mikroorganizmalardır.
2- Optimum üreme ısıları 37 °C olanlar : Bunlar suda az bir hızla ürerler. Suda varlıları bir
kontaminasyonu gösterir. Bu iki grup mikroorganizmaların suda varlıkları farklı sonuçları
gösterdiklerinden bunların sayımlarının ayrı ayrı yapılması tercih edilir.
Genel canlı bakteri sayımında çeşitli yöntemler kullanılır.
A- Plak metodu
Bu analizde 5-6cm çapında cam veya plastikten yapılmış petri kapları kullanılır. Besi yeri ise suda
bulunabilecek mikroorganizmaların üremesini sağlayabilecek durumdadır. Bunun için çeşitli besi
yerleri önerilmiştir. Örneğin ; plate count agar, yeast extract agar , nutrient agar , Türk Standartları
Enstütüsünce plate count agar önerilmektedir. Ekimi yapılacak seyreltilerin her birinden dört ayrı steril
petri kutusuna 1ml konur. Önceden hazırlanmış besi yerlerinden biri eritildikten sonra 43- 45 °C’ye
soğutulur. Her petri kutusunda bulunan 1ml numune üzerine 13-15 ml besi yerinden ilave edilir. Besi
yeriyle numune birer defa olmak üzere 10-15 saniye her yöne doğru karıştırılır. Bu işlem düz masa
üzerinde ve besi yerinin petri kutusunun kapağına bulaştırılmamasına dikkat edilerek yapılır . Petri
kutuları ters çevrilerek etüve konur. Her serideki dört petri kutusundan iki tanesi 37±0,5°C de 24±2
saat, diğer iki tanesi 20-22 °C de 72 saat inkube edilir.
37 °C de oluşan kolonilerin sayımı : Plaklar etüvden 66-22 saat sonra alınır. 37 °C de inkube edilen
plaklar için belirtilen şekilde sayım yapılır.
Sonuç;” 1litre su numunesinde bulunan 37 °C de 24 saatte veya 20°-22°C de 72 saatte plate count
agar veya yeast extract agarda gelişen koloni sayısı ” şeklinde belirtilmelidir. 1 litre numunedeki
kolonilerin sayısı 30-300 koloni kapsayan petri kutularındaki kolonilerin sayısını kendisinin seyretme
oranıyla çarpıldıktan sonra elde edilecek rakamların aritmetik ortalamasını almak suretiyle saptanır.
B- Membran filtre yöntemi
Bu metotla aynı zamanda koliform ve Streptococcus fecealis organizmalarının sayısını saptamak
olasıdır. Zardan süzülecek su miktarı ancak numunedeki kaba maddelerle etkilenebileceğinden bu
metotla numunede mevcut az sayıdaki mikroorganizmaları da saymak ve teşhis etmek olasıdır . Bu
metotla sonuç kısa zamanda elde edildiği gibi emekten, besi yerlerinin miktarında ve cam eşya ve
yerden oldukça tasarruf edilir.
Yöntemin esası ise şöyledir: Belli hacimdeki su, gözenek büyüklüğü bilinen membran filtreden
geçirilerek tüm bakteriler bu filtre üzerinde tutulur. Filtreler, içerisinde difarensiyel-seçici besi yeri
bulunan petri kabına yerleştirilerek inkube edildikten sonra filtre üzerinde olu- şan tipik koloniler
sayılmak suretiyle koliform sayısı bulunur. Membran filtreler selüloz esterlerden yapılır ve değişik
amaçlar için çok çeşitli boyutlarda ve gözenek büyüklüğünde olanları mevcuttur. Su analizi için
tavsiye edilenlerin çapı 47-50mm ve porozitsi 0,45-0,7 mm olanlarıdır.
Tahmini koliform organizmaların sayımı
Suda çok az sayıda bile olsa , koliform organizmaların varlıkları arzu edilmediğinden fazla miktarda
su numunesinin deneye sokulması gerekir. Bunun için mevcut iki metot vardır:
o Çok tüp metodu
Belirli hacimdeki numunenin kendisi yada bir veya daha fazlası seyreltilmiş solüsyonları, tüplerdeki
her grup organizma için kendine özgün ayırıcı besi yerine ilave edilir . Bu tüplerin inkübasyonunda da
her tüpte aranılan bir veya daha fazla sayıdaki canlı organizmaların üreyecekleri ve besi yerinde de
ayırıcı reaksiyon vereceği esas tutulur. Koliform organizmaları, laktozu fermente ederek asit veya gaz
oluşturma yeteneğine sahip olduklarından tahmini koliform organizmaların sayımı için kullanılan besi
yerleri laktoz ve bir asit indikatörü kapsar. Laktozdan oluşacak gazın tespiti için besi yerini kapsayan
tüpün içinde ters çevrilmiş bir iç tüp bulundurulur. Besi yeri koliform organizmaları için selektik
duruma getirilir . Tahmin deney için genellikle selektik veya yarı selektik besi yeri kullanılır . Yarı
selektik besi yeri için yaygın olarak Türk Standartları Enstitüsünce önerilen laktoz buyyon kullanılır.
selektik besi yerlerinde sporlu bakterilerin üremesini engellemek için jansiyon moru, brilliant green,
sodyum format, kristal violet ve Gram pozitif bakterilerin üremelerinin önlemek için rosalisik asit
önerilmiştir.
O zar süzgeç metodu
Bu metodda belirli hacimdeki numune selüloz esterlerinden oluşan bir zardan süzülür. Numunedeki
mevcut bakterilerin tümü zarın yüzeyinde toplanır. Zar , üst kısmı yukarı gelecek şekilde bir selektik
besi yerine konur ve inkube edilir. İnkubasyon esnasında yüzeyinde koloniler oluşur. Bütün asit
oluşturan bakteriler tahmini koliform organizma olarak kabul edilir. Bu metodda gaz oluşumu
saptanmadığından asit oluşturan kolonilerin gaz oluşturacağı var sayılır.
Koliform bakteri aranması
Tahmin, doğrulama ve tamamlama olmak üzere üç aşamadan oluşur.
a Tahmin deneyi : Bu deney için çift güçlü standart laktozlu buyyon, basit laktozlu buyyon ,
bulunamadığı taktirde ise bu amaç için laktozlu buyyon’da kullanılabilir. Çift güçlü laktozlu buyyon
için ve laktozlu buyyon ortamlarının düzenleme ve hazırlanması şöyledir :
Et extratı…… 3 gr Pepton ……… 5 gr
Laktoz ……… 5 gr Distile su…. 500 l
Bu maddeler erlenmayer içerisine konularak 65-70°C’yi aşmayan sıcaklıkta arasıra çalkalanmak
suretiyle çözülür . N/10 potasyum hidroksit veya sodyum hidroksit ile pH ‘ı 7 olacak şekilde ayarlanır.
Bu solüsyondan, içerisine ters çevrilerek konmuş Durhaym tüpleri bulunan tüplere 10 ‘ar ml koyulur.
Sonra bu tüpler 121°C’de 15 dakika otoklavda sterilize edilir. Tek Güçlü Standart Laktoz Buyyon
Yukarıda düzeni verilmiş olan besi yeri 1/1 oranında distile su ilavesi ve sterilize edilmesi ile
hazırlanır.
Ekim
Tahmin deneyi için su numunesi bulunan şişeler iyice çalkalanır. Deney 3 tüp metoduna göre yapılır.
Bir deney için 3 tanesi çift güçlü , kalan 6 tanesi tek güçlü besi yeri içerir. Çift güçlü besi yerlerine
10’ar ml,3 tane tek güçlü besi yerine 1’er ml,3 tane besi yerine 0,1ml numune ekilir. Bu besi
yerlerinden 1 adet çift güçlü besi yeri , 1 adet tek güçlü besi yeri(1 ml’lık) 1 adet tek güçlü besi yeri
(0,1 ml’lık) 44°C’deki etüvde 48 saat , diğer besi yerleri ise 37°C’lik etüvde 24 saat inkube edilir.
b Doğrulama deneyi : Bu deneyin amacı tahmin deneyinde beliren gazın, koliform
bakteriler tarafından meydana getirilip getirilmediğini doğrulamaktır. Deney katı ve sıvı besi yerinde
yapılabilir.
Katı besi yerinde doğrulama deneyi: Tahmin deneyinde içinde gaz beliren ve doğrulama
için işaretlenen laktozlu tüpler alınır. Avuç içinde iyice çalkalanır. Kültür ortamının zar , köpük
kısımlarından alınmamasına dikkat edilir. 5 mm çapında bir öze dolusu kültür alınır, katı besi yerine
ekim yapılır, 37°C’de 24 saat inkube edilir.
c– Tamamlama deneyi : Katı besi yerinde üremiş tek tek kolonilerden İMVİC testleri
yapılır.
İMVİC Testi
1– İndol deneyi: Bazı enterik bakteriler trytofanaz enzimiyle tryptofanın yan zincirini
kopararak Pyruvat , NH4 ve İndol oluştururlar.Bu amaçla tüplere aşılanan bakteriler 37°C’de 24 saat
inkube edilir. Sonra tüplere 0,2-0,3 ml Kovacs çözeltisi eklenip,10 dakika beklenir. Süre sonunda koyu kırmızı vişne rengi oluşumu pozitif olarak değerlendirilir. Portakal rengi halka (+/-), sarı renk negatif olarak değerlendirilir.
2-Metyl-red deneyi: Bazı koliform mikroorganizmalar ve E.coli glikoz içeren vasatları
pH’sını 4.5’e düşürür. Bunu belirtmek amacıyla glikoz fosfat pepton besi yerine ekim yapılır .(10ml)
37°C de 24 saat inkubasyondan sonra besi yeri 5’er ml olarak iki- ye bölünür. Ayrılan 5 ml’lik besi
yerine birkaç damla metil kırmızısı ilave edilir. Belirgin kırmızı renk oluşumu pozitif değerlendirilir.
Bazı koliform bakteriler glikozdan; asetil, metil, karbonil meydana getirir. Bu maddede kuvvetli alkali ortamda diasetile dönüşür. Diasetil peptonla reaksiyona girerek kırmızı rengi meydana getirir. Bu amaçla yukarıda anlatılan besi yerinden kalan 5ml’lik besi yeri kullanılır. Bu besi yerinin üzerine
%40’lık NaOH ilave edilip çalkalanır. Üzerine 0.6ml alfonaftolon ilave edilir. Kırmızı renk oluşumu
pozitif olarak değerlendirilir.
3-Sitrat kullanım testi: Bağırsak bakterileri karbon kaynağı olarak sodyum sitratı sıvı yada
katı besi yerinde kullanarak üreme özelliğine sahiptir. Bu amaçla simons sitrat agar bulunan yatık agar tüplere kültür , öze ile besi yeri üzerine kültür aşılanır.37°C’de 24 saat inkübasyondan sonra mevcut yeşil renk muhafaza edilmiş ise sonuç negatif , renk maviye dönüşmüş ise pozitif değerlendirilir.
Toplam mezofilik aerobik bakteri sayımı
Bu deney ile suda yavaş üreyen , dış kontaminasyonu gösteren mikroorganizmaların varlığı saptanır.
E.coli, Strepococcus fecaelis, Vibrio comma , Cl. perfiringens, Salmonella thyphi , Polimyelitis gibi.
Deney için PCA kullanılır.
Fiziksel ve kimyasal analizler
pH Tayini
Prensip: Ölçülecek numuneye batırılan iki elektrodun arasındaki potansiyelin ölçülmesidir.
İşlem: Ayarlı tampon çözeltisiyle pH metre ayarlanır. (kalibre edilir.) Daha sonra saf sudan
geçirilmiş behere numune sudan alınarak pH metreye yerleştirilir. pH değeri sabitlenince direkt okuma yapılır. İçme sularında pH: 6.5-9.2 olmalıdır.
Renk tayini
Prensip: Kloroplatinat çözeltisi ile elde edilen bir sarı renk ile karşılaştırmak suretiyle suyun
renginin “BİRİM” olarak tayin edilmesi ilkesine dayanır.
Kimyasal çözeltiler
*Kloro-Platinat Çözeltisi;
*Standart Çözeltinin hazırlanması;
Ana (stok) çözeltisinden aşağıdaki miktarlar alınır.
0.5 1.0 1.5 2.0 2.5 3.0
3.5 4.0 4.5 5.0 6.0 7.0 ml
Bu çözeltiler Nessler tüpü içinde distile su ile 50 ml’ye tamamlanır. Elde edilen çözeltilerin renkleri:
5, 10, 15, 20, 25, 30, 35, 40, 45, 50, 60, 70 birimdir.
* Nessler tüpleri,50 ml lik uzun boylu
*Genel laboratuar araç ve gereçleri
Klora-platinat çözeltisi: 1,245 g.potasyum-hekza-kloro platinat (K2PtCl6) ve 1 g. kristal kobalt
klorür (CoCl2 ,6H2O) 100 ml derişik hidroklorik asit ‘de çözülür. Distile su ile litreye tamamlanır. Bu
şekilde elde edilen ana çözeltinin rengi 500 “birim” dir.
Standart çözeltilerin hazırlanması: Ana çözeltiden 0.5, 1.0, 1.5, 2.0, 2.5, 3.0, 3.5, 4.0, 4.5,
5.0, 6.0, ve 7.0 ml miktarlarında alınır. Bu çözeltiler nessler tüpü içinde distile su ile 50 ml’ye
tamamlanır. Böylece elde edilen çözeltilerin renkleri : 5, 10, 15,20,25,30,35,40,45,50,60 ve 70
birimdir.
İşlem:Nessler tüpü 50 ml işaret çizgisine kadar analiz edilecek su ile doldurulur ve renk
standart renkler ile beyaz bir yüzey üzerine konularak yukarıdan konulmak suretiyle karşılaştırılır.
Eğer renk 70 birim üzerinde ise, su uygun oranda seyreltilerek standart çözeltiler sınırları içine
düşürülür. Su bulanık ise, bulanıklık santrifüj edilmek suretiyle giderilir.
Bulanıklık tayini
Prensip: Değişik derecelerdeki bulanıklık standart çözeltilerle numunenin karıştırılması
ilkesine dayanır. Bulanıklık tayini numunenin alındığı gün yapılmalıdır.
Kimyasal çözeltiler
*Silikat standart çözeltisi: Çöktürülmüş, kurutulmuş ve 200 numaralı (mesh) elekten elenmiş
kilden, 1 gr. alınır; 1 lt destile suda çözülür. Bu çözeltinin bulanıklık derecesi 1000 BİRİMDİR.
Bu çözeltiden 0.25, 0.50, 1.0, 1.5, 2.0, 3.0, 3.5, 4.0, 4.5, 5.0 ml alınarak 50 ml’ye destile su ile
tamamlanmak sureti ile bulanıklığı 5, 10, 20, 30, 40, 50, 60, 70, 80, 90, 100 birim olan standart
çözeltiler elde edilir.
İşlem: Numune suyun bulanıklığı, verilen standart çözeltilerle karıştırılarak tayin edilir.
Karşılaştırma, su içine sokulan platin tel ile yapıldığı gibi, aynı tip iki Nessler tüpüne konularak bazı
eşyalara bakılıp seçilebilme durumuna göre de yapılabilir.
Amonyak tayini
Amonyak miktarı yüksek olan sularda Nessler ayracı ile doğrudan saptanabilir.Nessler ayracı:
6.4 g Civa iyodür (HgI2)
4.0 g Potasyum iyodür (KI)
10.0 cc Distile su
Yukarıdaki maddeler birlikte eritilir. Sonra distile su ile 40 cc.’ye tamamlanır. Ardından %30’luk
potasyum hidroksit (KOH) solüsyonu ile 100 cc.’ye tamamlanarak, süzülür. Süzüntü renkli şişelerde
saklanmalıdır.
İşlem: Temiz bir deney tüpüne numune sudan 20 cm küp su alınır ve üzerine birkaç damla
Nessler çözeltisi damlatılır.Bir süre bekletildikten sonra sarı renk oluşumu numune suda amonyak
varlığını gösterir. Bu sular kesinlikli içilemez ve kullanılamaz.
Klor (Serbest) tayini
Prensip: Potasyum iyodür (KI) klorlu suya konacak olursa iyot açığa çıkar. Sarı veya esmer
bir renk meydana gelir. Serbest iyot miktarı çok az ise sarı renk görülmez, fakat bunu nişasta ile
meydana çıkarmak olasıdır . (Mavi renk)
Kimyasal çözeltiler
* Saf potasyum iyodür (Madde halinde)
* Nişasta eriyiği (% 1)
İşlem:Bir deney tüpü içine spatül ile birkaç KI billuru konur. Üzerine muayene edilecek su
ilave edilir ve birkaç damla nişasta eriyiği damlatılır. Serbest klor varsa mavi renk görünür.Serbest
klor su içinde gaz halinde erimiş olan klordur. Ayrılan klor adı altında az çok bazı maddelerle (mesela;organik maddelerle) birleşmiş olan fakat asit katılınca serbest klor haline geçebilen klor anlaşılır.
Nitrat tayini
a)Lunge Metodu
Prensip: Derişik sülfat asidi içinde difenılamın (C6H5)2 NH2 eritilerek elde edilen ayıraç eser
miktarda nitrat ile koyu mavi renk verir.
Kimyasal çözeltiler
Difenilamin ayırıcı 0,5 gr difenilamin
100 cc derişik sülfirik asit (H2 SO4) 20 cc distile su
Derişik sülfat asidi ile içinde difenilamin eriyiği (0.5 difenilamin + 100 cc H2 SO4 + 20 cc su)
İşlem: Bir deney tüpüne muayene edilecek sudan birkaç ml, ikinci tüpe de ayıraçtan birkaç
ml konur. İçinde ayıraç bulunan tüp, suyu havi olan tüp ile hemen yatay olarak ağız ağıza getirilir ve
ayıraç, suyun bulunduğu tüpün çeperi üzerinden akıtılarak suyun altında toplanması sağlanır. İki
sıvının birbirine değdiği yüzeyde nitrat bulunduğu takdirde, mavi bir renk (halka) meydana getirilir.
b)Brucin metodu
Kimyasal çözeltiler
*H2SO4
*Brucin kristali
İşlem: Bir porselen kapsüle 3 cc su konulduktan sonra üzerine 1-2 damla H2SO4 damlatılır.
Soğuması beklenir.Soğuduktan sonra üzerine 1-2 brucin kristali konur. Hafif pembe renk pozitiftir.
*Diphenylamin metodu
Kimyasal çözeltiler
*Diphenylamin ayıracı : 0.5 gr diphenylamin + 100 cc derişik H2SO4 + 20 cc distile su
İşlem: Örnek sudan 5cc bir tüpe konur. Diğer bir tüpe de diphenylamin ayıracından 5 cc
(eşit) miktarda konur. Ayıraç yavaş yavaş su tüpüne aktarılır. Numune su ile ayıraç arasında mavi
renkli bir halka oluşması halinde nitrat pozitiftir.
Nitrit tayini (kalitatif olarak)
Trommsdorf ayracı ile yapılır.
5 gr Amidon (Nişasta)
3 gr Kadmiyum iyodür
20 gr. NaCl
Trommsdorf ayracı: 300 cc su kaynatılıp içine nişasta atılır,diğer taraftan NaCl ve
kadmiyum iyodür de bir miktar suda eritilip nişastalı su ile hepsi karıştırılıp süzülür,saf su ile litreye
tamamlanır. Nitrit aramak için 10 cc su 1 cc reaktif ile karıştırılır. Tüp kenarından 1-2 damla yoğun
sülfirik asit bırakılır. Nitrit mevcut ise mavi bir renk meydana gelir.
Sülfanilik asit metodu
Prensip: Nitritin pH 2-2.5 aralığında alfa-naftilamin ile diazolandırılmış sülfanilik asitle
kenetleme ürünü olan kırmızımsı-mor azo boyar maddesi vermesi ve bu renk şiddetinin kolorimetrik
veya spektrofotometrik tayinine dayanır.Yöntem 0.5 mg/lt ‘ye kadar hassastır.
Kimyasal çözeltiler
*Nitritsiz su -Edta çözeltisi, 5 gr/lt
*Sülfanilik asit çözeltisi, 5 gr/lt -Naftilamin hidroklorür çözeltisi
*Sodyum asetat tampon çözeltisi, 2 M -Stok nitrit çözeltisi
*Ara stok nitrit çözeltisi -Alüminyum hidroksit çözeltisi
*Potasyum permanganat çözeltisi, 0.05 N -Sodyum oksalat çözeltisi, 0.05 N
Araç ve gereçler
Nessler tüpleri: Birbirinin aynı 50 ml’lik uzun tip.
*Kolorimetrik cihazlar:
Spektrofotometre: Yaklaşık 520 nm dalga boyunda kullanılabilen ve optik hücrelerinin ışık
yolu 5 cm veya daha uzun olan yada,
Filtreli fotometre: Maksimum geçirgenliği yaklaşık 520 nm dalga boyunda olan yeşil filtre
takılmış ve optik hücrelerinin ışık yolu 5 cm veya daha uzun olan.
İşlem: Dizi halindeki 10 tane nessler tüplerine 0.00, 0.10, 0.20, 0.40, 0.70, 1.00, 1.40, 1.70,
2.00, 2.50 ml hacimlerde standart nitrit çözeltisi konur. Her bir çözeltinin üzerine 1 ml EDTA çözeltisi
ve 1 ml sülfanilik asit çözeltisi ilave edilerek karıştırılır. Reaktiflerin eklenmesinden sonra çözeltinin
pH’sı 1.4 civarında olmalıdır. 3-10 dakika beklendikten sonra, 1 ml naftilamin hidrokorür çözeltisi ,1
ml sodyum asetat tampon çözeltisi ilave edilir ve tekrar karıştırılır. Son reaktif ilavesinden sonra
çözeltinin pH değeri 2.0-2.5 aralığında olmalıdır. Renk gelişimi için 10-30 dakika beklenir.
Karşılaştırma gözle veya kolorimetre ile yapılabilir.
 Spektrofotometrik olarak duyarlı tayin 520 nm’de yapılmalıdır.
Toplam organik madde tayini
Prensip:. Asit ortamda permanganat kullanmak suretiyle su içinde bulunan organik
maddelerin oksitlenmesi ilkesine dayanır. Geri titrasyon yolu ile oksitlenmede harcanan potasyum
permanganat miktarı belirlenir. Analiz taze su numunesi ile yapılmalıdır. Muayeneler sonunda organik
madde miktarının 3.5 mg/lt ‘yi geçmesi halinde bakteriyolojik kontrollerde titiz davranılmalıdır.
Kimyasal çözeltiler
a.Seyreltik sülfirik asit: 1 Hacim derişik sülfirik asit 3 hacim distile su ile seyreltilir.
b.Standart permanganat çözeltisi: 0.4 gr. kristal potasyum permanganat (KMnO4) bir litre
distile suda çözülür ve N/100 okzalat çözeltisine karşı ayarlanır.
c.Amonyum oksalat çözeltisi: 0.888 g. amonyum oksalat bir litre distile suda çözülür. Bu
çözeltinin 1 ml’si 0.0001 gr.oksijene karşı gelir. Gerektiğinde amonyum oksalat yerine 0.788 gr.
oksalik asit veya 0.837 gr. sodyum oksalat kullanılabilir.
İşlem: 100 ml numune alınır. 10 ml sülfirik asit ve 10 ml standart potasyum permanganat
çözeltisi ilave edilerek su banyosunda 30 dakika bekletilir. Daha sonra numune üzerine 10 ml oksalat
çözeltisi ilave edilir. Sıcak halde iken standart potasyum permanganat çözeltisi ile hafif pembe renk
elde edinceye kadar titre edilir. Eğer 10 ml potasyum permanganat oksitleme için yetmez ise ,15 ml
veya daha fazla potasyum permanganat ilave edilerek deney tekrarlanır.
Hesaplama: Organik madde (mg oksijen/lt)= ml olarak harcanan permanganat x 0.8
Sularda klorür tayini
Mohr yöntemi
Prensip: Klorür nötral veya zayıf bazik ortamda, potasyum kromat belirteci kullanılarak
gümüş nitratla titre edilir. Gümüş korür kantitatif olarak çöker ve gümüş kromatın kiremit kırmızısı
renginin gözlenmesiyle dönüm noktası saptanır.
Kimyasal çözeltiler
* Gümüş nitrat çözeltisi
* % 10 saf klorsuz potasyum kromat çözeltisi
İşlem: 100’er ml’lik iki su örneği (gerekiyorsa H2SO4 veya NaOH ile pH’sı 7-10 arası
ayarlanır) 1 ml kromat çözeltisi ile muamele edilir. Bunlardan birisi gümüş nitrat çözeltisi ile esmer
kırmızı renk oluşuncaya kadar titre edilir. İkinci örnek karşılaştırma için kullanılır. 100 ml damıtık su
ile titrasyon yapılır. Buna harcanan gümüş nitrat ilk titrelemedeki derişimden çıkarılır ve kalan 10 ile
çarpılırsa suyun litresindeki mg Cl iyonu çıkar.
b) Civa (II) Yöntemi:
Prensip: Civa iyonlarının korür iyonları ile suda çözünmeyen (HgCl2) vermesine ve tüm
klorür çöktükten sonra serbest Hg (II) nin difenilkarbazonla mavi -menekşe renkte kompleks bileşik
vermesine dayanır.
Kimyasal çözeltiler
*Civa (II) nitrat çözeltisi
*Difenilkarbazon % 0.1 alkolde
İşlem: 100 ml su örneği, 1 ml nitrik asit (klorürsüz, d= 1.4) ve 1 ml difenilkarbazon çözeltisi
ile menekşe rengi olana kadar titre edilir.
Sularda demir tayini
Prensip: Hidroksilamin hidroklorürlü ortamda asitle kaynatılarak demir -II haline
indirgenmiş demir iyonları, pH 3.2 -3.3 de 1.10 – fenantrolinle reaksiyona girerek kırmızı renkli bir
kompleks meydana getirirler. Fotometrik olarak kompleksin yoğunluğu ölçülerek veya nessler
tüplerinde renk karşılaştırılması yapılarak demir miktarı tayin edilir.
Kimyasal çözeltiler
*Belirli miktarda demir içeren bir çözelti
*KSCN ( Potasyum rodanür) çözeltisi ,%20
İşlem: Deneyde kullanılan bütün tüplere 1 ml potasyum rodanür ve 2 ml eter karıştırılır.
Analiz edilen suyun kalıntısını içeren tüpün rengi hangi renge eşit ise o tüpün demir miktarı alınır.
Sularda kurşun tayini
Prensip: Kurşun iyonları ditizonla reaksiyona girerek renkli bir kompleks olan kurşun –
ditizonatı oluştururlar. Bu kompleks zayıf bazik çözeltilerden karbontetraklorürle ekstrakte edilebilir.
Karbontetrakolürdeki kompleksin optik yoğunluğu kolorimetrik olarak ölçülerek Pb tayin edilir.
İşlem: 5 cc numune su üzerine 1-2 damla amonyum sülfür damlatıldığında esmer siyah renk
pozitiftir. 24 saat kurşun boruda kalmış suyun litresinde 0.3 mg daha fazla kurşun erimemesi gerekir.
Sularda manganez tayini
Kimyasal çözeltiler
* HNO3 – Kristal kurşun dioksit
İşlem: Erlenmayere 50 cc numune su alınarak 1-2 cc derişik HNO3 ilave edilir,
kaynatılır.Daha sonra 1-2 dakika soğutulur.ve 1-2 kristal kurşun dioksit konur ve amyant üzerinde 1-2
dakika kaynatılır. Pembe rengin oluşumu pozitiftir. Litrede en fazla 0.1 mg manganez olmalıdır.
Sertlik derecesi tayini
Bu deneyde EDTA ile titrasyon metodu kullanılır.
Kimyasal çözeltiler
*EDTA Çözeltisi Amonyum tampon çözeltisi,
İnhibitör (Na S ) Indikatör Çözeltisi ( Eriochroma Black T)
İşlem:Deney numunesinden 25 ml erlene konur ve damıtık su ile 50 ml’ye tamamlanır.
Üzerine 1 ml tampon çözeltisi ve 1-2 damla indikatör çözeltisi eklenerek EDTA çözeltisi ile renk şarap kırmızısından mavi renge dönünceye kadar titre edilerek harcanan miktar kaydedilir (A)
Numune miktarı 25 ml olduğu için aşağıdaki formül gereğince 100 ml ‘deki CaCO3 miktarı bulunmuş olur.
Toplam Sertlik (Fransız sertlik derecesi cinsinden) = AX4
A=Titrasyonda harcanan EDTA çözeltisi miktarı (ml)
Kalıcı sertlik tayini
Kalsiyum ve Magnezyum klorür, sülfat, fosfat ve silikatın miktarını verir.
Deney numunesinden 250 ml alınarak 600 ml’lik behere konur ve hafif alevde 20-30 dakika
kaynatılır, soğutulur.250 ml’lik balon joje içerisine süzgeç kağıdı yardımıyla süzülür, destile su ile
çizgisine tamamlanır. Bu süzüntüden 50 ml alınır ve toplam sertlik tayininde olduğu gibi EDTA
çözeltisi ile titre edilerek harcanan miktar kaydedilir. (B) Numune 50 ml olduğu için harcanan
miktardan kalıcı sertlik aşağıdaki formül gereğince Fransız sertlik derecesi cinsinden bulunur.
Kalıcı Sertlik = B X 2
B= Titrasyonda harcanan EDTA çözeltisi miktarı (ml)
Geçici sertlik tayini:Geçici Sertlik= Toplam Sertlik – Kalıcı Sertlik
TSE 266’a ve yönetmeliğe göre içilebilir suların fiziksel ve kimyasal nitelikleri
TS 266’a göre Yönetmeliğe göre
1.Zehirli maddeler
Maddenin adı Tavsiye edilen miktar mg/ml
Müsaade edilebilecek
Maks.miktar mg/l
Kurşun – 0.05 0.05
Krom – 0.05 0.05
Arsenik 0.05 0.01
Selenyum 0.01 0.01
Siyanür 0.01 0.01
Kadmiyum 0.0005 0.003
Gümüş 0.05
Sağlığa zararlı maddeler
Florür 0.8-1.7 1.4-2.4 1.5
Nitrat 45 45
Sağlığa ve/veya içilebilme özelliğine etki eden maddeler
Renk 5 birim 50 birim
Bulanıklık 5 birim 25 birim
Buharlaşma
kalıntısı
500 15000
Klorür 200 600 250
Serbest klor 0.1 0.5
Sülfat 200 400 250
Demir 0.3 1.0 0.3
Mangan 0.1 0.5 0.05
Bakır 1.0 1.5 1.5
Çinko 5 15 5
Kalsiyum 75 200 100
Magnezyum 50 150 50
Mg+ Sodyum sülfat 100 500
pH 7.0-8.5 6.5-9.2 5.5-8.5
Kirlenmeyi gösteren maddeler
Karbon-kloroform ekstraktı 0.2 0.5
Nitrit – – 0.05
Amonyak – – 0.05
Yönetmeliğe* göre içme sularının nitelikleri
*İçilebilir nitelikteki suların istihsali, ambalajlanması, satışı ve denetlenmesi hakkında yönetmelik
resmi gazete tarih: 18.10.1997; sayı: 23144
İçme sularında bulunabilecek madde miktarları, aşağıdaki değerleri geçmeyecektir:
* Fiziksel özellikler
* Renk Pt/Co olarak 10 birim
* Bulanıklık SiO2 veya Jackson Birimi 5 birim
* Radyoaktivite miktarı:
Alfa vericiler litrede en çok 2.7 picocurie Beta vericiler litrede en çok 27 picocurie
* Mikrobiyolojik özellikler:
* Jerm Sayısı: Kaynağından alınan numunenin 1 mililitresinde
37 °C’de 24 saatte 20 20-22 °C’de 72 saatte 50
* Jerm sayısı piyasa kontrollarında alınan numunenin 1 mililitresinde
37 °C’de 24 saatte 100 20-22 °C’de 72 saatte 200
* Bu suların 100 mililitresinde koliform, fekal (termotolerant) koliform, E.Koli, fekal streptekok,
salmonella, pseudomonas eariginosa, patojen stafilokoklar, parazitler, yosunlar ve diğer mikroskobik
canlılar ile 50 mililitresinde anaerob sporlu sülfat redükte eden bakteriler ve 10 litresinde
enterovirüsler bulunmayacaktır.
Suyun laboratuar analiz sonuçlarının değerlendirilmesi
* Fizik analiz bakımından bulanık, kokulu sular daima şüpheli kabul edilmelidir.
* Kimyasal analizlerde tek bir deneyin sonucu suyun kirliliğini kabul ettirmeye yeterli
değildir. Hepsi birden şüpheli sınırı aşarsa o zaman önemi vardır.
* Bakteriyolojik analizler yapılmadığı veya yapılamadığı zaman ancak kimyasal analizlere
göre karar verilebilir.
Daha önceki kimyasal analizlere göre temiz olan bir suyun sonradan kirli çıkması, suyun şüpheli veya kirli olduğuna karar verdirir.
* Bakteriyolojik analiz sonucu kirliliğini gösteriyorsa su kesin olarak kirlidir.
Atık sular ve arıtılması
Atık su denildiğinde;insanların doğal ihtiyaçları sonucunda veya çeşitli işletmelerin temizlik sularının
caddelerde biriken yağmur suları ile birlikte yahut ayrı olarak atılan suları anlaşılmaktadır. Atık sular,
evsel olabildiği gibi endüstriyel de olabilmektedir. İnsan sağlığı ve çevre kirlenmesi bakımından atık
suların bir takım işlemlere tabi tutulduktan sonra şehir kanalizasyonuna veya çevreye verilmesinin
gerekliliği diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de yönetmeliklerle belirlenmiştir. Atık suların
hesaplanmasında genellikle bir insanın günlük gereksinimi olarak 150 litre su ele alınır ve kullanılmış
suyun içindeki maddeler mg/l olarak belirlenir.
Tablo 5.Bir litre atık suyun içinde bulunan kirlenme maddeleri (mg/l)
Mineral maddeler Organik maddeler Toplam
Çökelebilen Maddeler 130 270 400
Çökmeyen Maddeler 70 130 200
Çözülebilen Maddeler 330 330 660
Toplam 530 730 1260

Atık suların her türlü kirlilik derecesinin hesaplanmasında en önemli kriter, oksijen gereksiniminin
saptanmasıdır. Oksijen gereksinimi, o atık suyun temizlenmesi için belli bir sürede kullandığı oksijen
miktarının mg/l cinsinden değeridir. O halde, atık suyun temizlenmesi için kullanılan oksijen miktarı,
o atık suyun kirlilik derecesi hakkında bir ölçü olarak kabul edilmelidir. Ancak burada bahsedilen
oksijen, biyokimyasal oksijen olarak anlaşılmalıdır. Yani Biyokimyasal Oksijen ihtiyacı (BOİ), mg/l
olarak atık suyun içerisinde bulunan organik maddeleri, bakterilerin ve protozoonların yardımıyla
parçalanması için gerekli miktarı olarak tanımlanır. Biyokimyasal oksijen ihtiyacı (BOİ), daima l
günlük değil de, 5 günlük olarak hesap edilmekte ve kısaca (BOİ5) olarak tanınmaktadır.
Almanya’da BOİ5 fert başına 54 g olarak belirlenmiştir. Endüstriyel atıksıların hesaplanmasında da,
evsel atıkların fert başına düşen BOİ5 miktarı esas alınmaktadır. Örneğin, Amerika’da 1 sığır veya 2,5
domuz kesim için kullanılan suyun kirlenme derecesi, 70-200 insanın suyu kirletme derecesine eşit
olduğu kabul edilmiştir. Diğer bir deyişle, 1 sığır veya 2,5 domuz kesim için kullanılan suyu
temizlemek için gerekli oksijen miktarı, 70-200 insanın aynıdır.
Yapılan araştırmalar, atıksıların insan veya hayvanları için enfeksiyon hastalıkları kaynağı olarak gün
geçtikçe daha fazla önem kazandığını göstermektedir. Atık sular insan sağlığı ve çevre kirlenmesi
bakımından önem taşımaktadır. Çok kirli atık sular, yalnız sağlık açısından sakınca taşımayıp
ekonomik açıdan da önem taşımaktadır. Bu sular yeteri derecede havalandırılmadığından, suyun
içerdiği oksijen miktarı 4 mg/l den aşağı olduğu zamanda balıkların yaşaması da tehlikeye
girmektedir.
Atık suların temizlenmesi için başlıca 3 yöntem vardır. Bunlar mekanik, kimyasal ve biyolojik
arıtmadır.
Mekanik yöntemde, kirli suda bulunan çökebilen ve çözünebilen yabancı maddeler mekanik olarak
temizlenmektedir. Mekanik yöntemde kendi arasında süzme, yüzdürme ve çökertme işlemleri olmak
üzere 3’e ayrılmaktadır. Süzme yönteminde suda bulunan irili, ufaklı kir maddeleri süzülerek alınır.
Yüzdürme yönteminde, kirli suyun içinde bulunan ve sudan daha hafif olan cisimler köpürtücü
maddeler yardımıyla veya suya hava verilerek yüzeye çıkarılıp atık sulardan ayrıştırılır.

Atık suyun mekanik olarak arıtılmasında en önemli yöntem çöktürme yöntemidir. Bu yöntemde, atık
suyun yuvarlak veya dikdörtgen şeklinde yapılan havuzlarda bekletilmesiyle kir maddelerinin sudan
ayrılıp dibe çökmesi sağlanır
Suların kimyasal olarak arıtılmasını da iki kısım altında incelemek olasıdır . Birincisinde, bazı
kimyasal maddeler kullanılarak atık suda bulunan çökmeyen maddelerle birlikte bir kısım çözünen
maddeler çökertilerek sudan ayrılma işlemi yapılmaktadır. İkinci kimyasal arıtma yöntemi ise bazı
dezenfeksiyon maddeleri kullanılarak suda bulunan bakterileri öldürme işlemidir. Ancak,
dezenfeksiyon maddesi kullanılarak uygun bakterilerden arıtılma işlemi, genelde mekanik veya
biyolojik arıtmadan sonra yapılan bir işlemdir.
Suların biyolojik olarak arıtılması işlemini, doğal olarak iki kısım altında incelemek olasıdır .
Biyolojik arıtma yöntemine, mekanik arıtmadan sonra suların yeteri derecede temizlenmemesi sonucu baş vurulur. Doğal olarak suların biyolojik temizlenmesinde büyük alanlar veya tarlalar
kullanılmaktadır. Mekanik olarak temizlenmiş sular çok geniş müsait alanlarda toplanmakta ve burada temizlenmeye bırakılmaktadır.
Bu yöntemin olumsuz tarafı, büyük alanlarda gereksinim göstermesi ve etrafa koku yayılmasıdır.
Bazen de bulaşıcı hastalık etkenlerinin etrafa yayılmasına neden olmaktadır. Bu yöntemin diğer bir
uygulanış şekli de, geçirgen tabii toprak parçası üzerinde 1 m derinliğinde ve en az 0,5 m ara ile drene edilmiş olan yerlerde suların toplanması ve toprağın temizleyici bir filtre gibi çalışması ve aynı
zamanda biyolojik bir temizlemeye tabi tutulması özelliğinden faydalanmaktadır.

Ancak, doğal biyolojik arıtma uygulanması güç bir yöntem olduğundan sık başvurulan bir yol değildir.
Eğer atık su iyi köpürtülür ve 5 misli temiz suyla karıştırılırsa, doğal biyolojik yöntemden iyi neticeler
alınmakta ve buradan çıkan sularda sazan ve yayın balıkları gibi az oksijene gereksinim gösteren
balıklar yaşayıp, çoğalabilmektedir. Yapay olarak uygulanan biyolojik arıtma yöntemleri ise oldukça
çoktur. Bunların en çok kullanılanları ve özellikle mezbaha atık sularının arıtılmasında kullanılanları
damla ve canlandırma yöntemleridir. Bunlardan damla yönteminde, kapasiteye göre beton veya çelik
levhadan yapılmış bir boş kabın içerisine gözenekli (kok kömürü, yüksek fırında yanmış gözenekli
kömür artıkları v.s.) dolgu maddesi koyularak atık suyun buradan süzülmesinden ibarettir. Kabın üst
tarafı açıktır. Altında ise, hava girmesine yardımcı olan bir ızgara bulunmaktadır. Kabın içindeki
materyal birkaç hafta sonra bakteri tabakası ile kaplanmaktadır. Daha önce mekanik olarak
temizlenmiş su, üst taraftan her tarafa yayılacak tarzda ve eşit şekilde döküldüğünde, su gözenekli
kısımlardan damlayarak ve bakteri tabakasına temas ederek geçmektedir.

Vet. Hek. M. Zeki

Öğrenme serüvenimiz asla bitmeyecek, öğrenmek için öğrenci olmaya devam...

Bir Cevap Yazın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
%d blogcu bunu beğendi: