Dış Hastalıkların Tanısında Uygulanan Muayene Yöntemleri


HASTANIN ÖZGEÇMİŞİ
(Anamnesis)

Hastanın çevresinin incelenmesiyle elde edilen belirli sonuçlar, bir sıra değiştirici faktörün etkisiyle modifiye olmaya eğilimlidir. Bilindiği gibi hayvanlar, kendi bünyeleriyle ilgili bozukluklar­da, duyup hissettiklerini söyleme kabiliyetinde değildirler. İşte bu özellik dikkate alınarak,
hastalığın oluşu, gidişi ve görünüşü ile geçirmiş olduğu değişimler hakkında hay­van sahibi veya bakıcısından bilgi almaya anamnez denir.

Birçok hastalıklarda beliren semptomlar geniş ölçüde hasta­ların reaksiyonlarına yansır. Bunları da hekim ancak ilerde değineceğimiz muaye­ne yöntemlerini uygulayarak yapacağı gözlemlerle saptayabilir.
Dış hastalıklarının tanısında inspeksiyon ve palpasyon genel muayenenin temelini oluşturur.
Görülen değişmeler hasta hay­van türlerine göre ayrıcalık gösterir. Köpekler; at, sığır ve diğer tür hayvanlara oranla insanlarla daha yakından ilişkide­dirler. Bu nedenle az ilgilenilen türlerin bazıhastalıklarının saptanmasında güçlükler bulunur.
Çevrenin yeterli bir şekilde muayenesi ve bilinmesinin gerekli olduğunu yukarda söylemiştik.Çevredeki faktörlere ait bil­ginin yokluğu veya hekimin belirgin belli başlı faktörleri uygun ölçüler içinde değerlendirmemesi tanı için güçlük doğurabilir. Bu güçlüklere bir örnek olmak üzere, hasta hayvanın bulunduğu ahır, çiftlik veya me­ranın durumu, yemin çıkarıldığı yem ambarının nemlilik derecesinin ölçülmesi ve bu faktörün solunum yolları hastalık­larında veya romatizmal nitelikteki kas ve eklem hastalıklarında (myositis rheumatica ve arthritis rheumatica) etkin bir faktör olduğunu dikkate almak gerekir.
Toprağın pH’sının saptanması, özellikle leptospirosis ve çeşitli ayak hastalıklarının oluş ve yayılışında önemli faktör olarak değer­lendirilir.
Hastanın özgeçmişinin saptanması, veteriner hekimlikte doğru bir tanının yapılabilmesi yönünden bir anahtar niteliğindedir. Bu bilgiler değerlendirilirken önce objektiviteyi dikkate almalı ve sonra sonuca gitmelidir.
İnsan daima yanılabilir. Muayene için yeteri miktarda zaman bulunmayabilir. Bu arada bazı faktörlerin değerlendirilmesi gerekebilir. Hekim bazı bulguları veya bilgileri yanlış anlayabilir. Anamnez alınırken bu gibi durumlarla sık sık karşılaşılabilir. Bu hususlara dikkat edilmesi gerekir.
Anamneze bağlı olan bazı bilgiler, has­tanın belli bir organ veya organlar sistemi­nin muayenesini gerektirebilir. Yukarıdan beri sayıp geldiğimiz bilgileri toplayarak diyebiliriz ki, anamnez, veteriner hekim­likte dışhastalıklarının tanısı bakımından çok önemli bir basamaktır; ancak bu bilgi, hekimin ustaca hayvan sahibine veya bakıcısına soracağı sorular ve alınan yanıt­larla elde edilir.
Alınan bütün yanıtların değerlendirilmesinde hayvan sahibinin kültür derecesini de dikkate alarak, yanıltıcı ve sübjektiv ölçüleri değerlendirme dışı bırakmak gerekir.
Yalnız belli sorularla yetinilmemelidir. Bu soruları açıklığa kavuşturacak daha pekçok sorular sorarak anamnez almaya devam edilmelidir. Anammez için sorulan sorular, muayeneden önce, muayene sırasında ve muayeneden sonra, ya da hekimin uygun göreceği bir zamanda sorulabilir.
Bazı hastalık hal­lerinde objektiv semptomları bulmak olanaksızdır. Örneğin: Sinir sistemiyle ilgili yeme ve yutma güçlüğü (dysphagia), tik benzeri kasılmalar, sara (epilepsy) gibi olgularda hasta sahibinden veya bakıcısın­dan alınacak bilgi, hastalığın tanısında esas olur.
Sorular sorulurken teknik olmayan, basit, anlaşılabilir kelimeler kullanıl­malıdır. Birçok hasta sahipleri, sorularda kullanılan teknik terimlerin etkisi altında şaşırır, vereceği yanıtları karıştırır veya bu terimlerle karşılaştığında gönülsüz, istek­siz yanıtlar verir.
Gene pek çok olay vardır ki, hastalığa ihmal veya kasdi hareketler neden olduğundan, hayvan sahibi veya bakıcıları bunlara açık bir şekilde yanıt vermekten sakınırlar. Hastalığın kronolo­jisini kendilerine göre değiştirerek yapar­lar. Örneğin: Çeşitli organlarda sert, soğuk ve şekil bozukluğu ile karakterize şişkin­liklerin hemen oluştuğuna dair verilen bir anamnez elbette doğru olamaz. Eğer detaylı bir soruşturma yapılırsa sözlerde birbirine zıt fikirlerin bulunduğu dikkati çeker. Klinisyen,hayvan sahibinin veya bakıcısının görgü ve gözlemlerini kendi sonuç ve yorumlarından ayırdetmek zo­rundadır.
Hastanın özgeçmişi hakkında basit şekilde bilgi almak gerekir. Hekim doğru soru sormayı bilmelidir. Klinisyen hekim hastalığın tarihçesi hakkında bilgiyi alırken tam ve doğruluğunu bilmek için belli bir sistem içinde hareket etmelidir. Genel olarak bu sistem dışhastalıklarının tanısında şöyle olmalıdır.

Hayvanınızın nesi var? Niçin getirdi­niz ve ne zamandan beri hastadır?

Bu soru ile hastalığın süresi hakkında hekim bilgi edinir. Hastalıklar klinik yönünden: Perakut(peracute), akut (acute), subakut (subacute), ve kronik (chronic) olmak üzere seyrederler.
Hastalık henüz şekillenmiş, yani üzerinden bir gün geçmemiş ve birkaç saatlik bir sürede oluşÂ­muşsa, bu perakut seyirli dönemdedir demektir.
Hastalığın oluşu birkaç günden bir haftaya kadar bir dönemdeyse akut devrededir;
hastalık daha da eski ve 10-15 gün evvel olmuşsa subakut devreye gir­miştir.
Bundan da eski durum gösteriyorsa yani haftalar, aylar evvel şekillenmiş ise, artık kronik seyirli bir hastalık halindedir.
Hastalıkların klinik gidişinin belirlen­mesi sağaltım ve prognoz yönünden önem­lidir. Çünkü:Perakut veya akut devredeki hastalıklar uygun bir sağaltım ile daha kolay ve hiçbir bozukluk bırakmaksızın iyileştirilebilirler.
Buna karşılık subakut ve hele kronik devreye girmiş hastalıkların sağaltımı oldukça zor ve uzun süre alır, bazen de olası değildir. Hastalık eskimiş hallerde sağaltılsa bile yerinde veya hay­vanınvücudunda çoğu kez bazı özürler bırakır.

Hastalık ani bir şekilde mi, yoksa yavaş yavaş mı gelişti?

Bu sorunun çeşitli yönlerden Önemi vardır. Bazı hastalıklar vardır ki, örneğin: Kemiklerde oluşankırık (fracture), eklem burkulması (distortion), çıkık (luxation), tendolarm kopması (rupture), trafik kazaları sonu oluşan kommosyo ve kontüzyo serebriler birdenbire şekillenirler. Şekillenmeleri ile birlikte dikkati çeker derecede semptomlar ortaya çıkar.
Buna karşılık evcil hayvanlarımızın ekstremite kemiklerinde, çoğunlukla incik ve falankslar bölgesinde, uzun süreler içinde oluşan ekzostozlar (periostitis chronica ossificans); eklem kapsulalarında aseptik (mikropsuz) nedenlere bağlı olarak sinovyanın artması ile beliren yumuşak fluktuan şişkinlikler (hydarthrose); kanatlılarda taban yastığı nekrozu; köpeklerde konjunktivitis follikülaris (con­junctivitis follicularis); çeşitli fistüller, ulkuslar, osteoartritis kronika deformansyavaş gelişen hastalıklara örnek olarak ve­rilebilirler.
Hayvanın kayıp düşmesi ve yerde bir süre sürüklenmesi sonu ezilen bölgedeki derinin altında ayrılan bağdoku aralıklarına sızan kan serumu (collectio-sero-sanguine) veya kan toplanması (haematom) etkiyi izleyen kısa bir sürede oluşurlar. Keza çifte darbesi, ucu küt bir kazık üzerine düşme sonu karın duvarı kaslarının yırtılmasıyla, karın iç organ­larından bir veya birkaçının bu yırtıktan çıkıp deri altında toplanarak bir şişkinlik halinde belirmesi (karın fıtkı) ani olarak oluşan hastalıklara örnek verilebilir. Oysa urların büyük bir kısmı organizmada yavaş büyürler; ancak haftalar veya aylarca sonra dikkati çeken bir büyüklük alırlar.
Yukardaki açıklamadan anlaşılacağı üzere, bu soruya hekimin alacağı yanıt, hastalığın tabiatı ve gidişi hakkında bilgi verir.

Hastalığın gidişinde bir artma veya azalma oldu mu?

Birçok hastalık vardır ki, bunların zaman geçtikçe gösterdikleri bulguların kalite ve kantitesinde birtakım değişimler olur ve bu değişmeler kendini azalma veya artma, ya da tamamen ortadan kaybolma şeklinde gösterir.
Örneğin: Hareketsizlik veya kas romatizmasına bağlı olarak gelişen bazı bulgular (tutukluk veya topal­lık durumu) hayvan çalıştırılıp, vücudu ve kasları ısındıktan sonra hafifler veya kay­bolur. Vücut tekrar soğuduğu zaman yine ortaya çıkar.
Tektırnaklılarda, hava kesesi­nin irinli yangısında, (saccus aerophorusun empyemi) hayvan çalıştıkça veya yürütülüp koşturuldukça burundan gelen irinli akıntı daha da çoğalır.
Dişetlerinde oluşan urlar (epulis), dil üzerindeki yaralar ve diş kırıkları, fistül, diş çürükleri (caries) veya diş taşları (tartar-tartre) gibi hastalık­larda, ağızdan damlalar halinde akan salya miktarının yeme, çiğneme ve su içme zamanlarında arttığı görülür.
Arka bacak­larda articulus tarsi’nin medial yüzünün distal kısmında şekillenen eparven (osteoarthritis chronica deformans) de, hayvan ahırdan çıkarıldığında topallar. Hayvan bir süre çalıştırılıp vücudu ısın­dıktan sonra bu topallık azalır veya kay­bolur.
Tümörler ise zaman geçtikçe büyür­ler.

Hastalık nasıl oluştu?

Bu sorudan amaç, hastalığın nerede (özellikle topallıklar bakımından) oluşÂ­tuğunu ve ne gibi hareketlerden sonra görüldüğünü anlamaktır. Örneğin: Düşmeler, trafik araçları altında ezilmeler, çifte darbesi, atlama, şahlanma, kapı arası­na sıkışma sonucu çeşitli şekil ve derecede hareket bozuklukları oluşmaktadır. Böyle hallerde kemiklerde bir çatlak, kırık, eklemlerde çıkık, burkulma, kas ezilme­leri, kas ve tendo kopmaları, sinir ezilme ve kopmaları gibi çok çeşitli hastalıklar akla gelir.
Seyahat sırasında ve özellikle dar ve sıkışık bir şekilde yapılan hayvan nakliyatında hava nemli ve çok sıcak ise, çoğu kere bitkinlik ve şok halinde kendini belirten ısı vurması (thermophlegia) akla gelmelidir.
Av köpeklerinde av sırasında görülen yaralanmaların pek çoğu saçma tanelerinden ileri gelmektedir.
Nallama­dan sonra şekillenen topallıklar daha çok nallama hatalarına, nalın çivilerinden birinin tırnağın canlı dokusuna girmesi, kızgın nalın iyice inceltilmiş tabanı yak­ması ile ilgili bozukluklara işaret sayılır. Bazen tırnağın fazla yontulması nedeniyle taban ezikleri şekillenir (bleme).
Hayvan­ların yatırılmaları sırasında önbacaklarda felç (paralysis) saptanır. Özellikle n. radialis’in felcinde (radial paralysis), eklemler fleksiyon halini alarak, tırnağın ön yüzü­nün yerde sürünmesi görülür.
Yüzde ezil­meler sonu gözkapağı veya dudakların felci (facial paralysis); hayvan yatmış vaziyette çok çabalar, yerden kalkamaz ve aynı zamanda belde kuşak şeklinde ter­leme de varsa arka kısmın felci (paraple­gia), columna vertebralis’in özellikle sacro­lumbal bölgesinin kırık, çatlak veya dislokasyonları anımsanır.

Hayvan bir içhastalık geçirmiş midir?

Bu sorunun bazı yönlerden önemi vardır. Birçok hastalıklar, bazı içhastalıkların bir sonucu veya komplikasyonu olarak görülmektedir. Örneğin: Sancı (colic) nöbetlerinde ve sindirim kanalında­ki çeşitli yangısel olaylara bağlı olarak şekillenen sindirim bozuklukları nedeni ile corium parietale’nin diffuz ve aseptik yangısı şekillenir. Brusellosis, tektırnaklılarda su sakağısı (adenitis equorum) ve sığırlarda tüberküloz hastalıklarının bir komplikasyonu olarak tendo kılıflarının yangısı (tendovaginitis) ve eklemlerin yangısı (arthritis) şekillenmektedir.

Hayvana daha önce bir sağaltım uygu­lanmış mıdır?

Sağaltım, bir veteriner hekim tarafından mı yoksa amprikler tarafından mı yapılmıştır? Hayvan sahiplerinin çoğu ve özellikle cahil kimseler, hastalanan hay­vanlarını bazı ampriklere gösterirler ve sağaltımını isterler. Bu kişiler kendi görgü ve bilgilerine göre, çoğu kere yanlış bir sağaltım uygularlar. Örneğin: Bilek ekle­minde lokalize olan bir hastalıktan ileri gelen topallığı, omuzda bularak oraya kendi bilgileri ölçüsünde müdahalede bulunurlar. Böylece mevcut hastalığa yan­lış sağaltım sonu bir diğerini de ekleyerek veteriner hekime hastayı getirirler.
Bazen de hastaya daha önce bir veteriner hekim tarafından belli bir sağaltım uygulanmış; fakat iyileşme elde edilmemiş olabilir. Bu durumda, elde edilen bilgi ile yeniden uygulanacak sağaltımın yönü değiştirilmiş olur. Sağaltımdan yarar görmüş; fakat üzerinden yeteri kadar zaman geçmemişse, aynı sağaltıma daha bir süre devam etmek gerektiği kanısına varılır.
Hiç şüphesiz hasta hayvanın gerekli anamnezi alındık­tan sonra, yeni baştan sistematik muaye­neye tabi tutulması gerekir. Evvelce ya­pılmış sağaltımlar içinde serum enjeksiy­onları veya kan transfüzyonu gibi işler de bulunuyor ve bu gibi sağaltımların tekrar­lanması gerekiyorsa dikkatli davranılmalıdır. Zira çeşitli allerjik reaksiyonlar ve bu arada ölümle sonuçlanacak anaflaktik şok ile karşılaşılabilir.

Bu soruyu tamamlarken gerektiğinde hastaya rektal muayenenin yapılıp yapıl­madığının sorulmasıdiğer önemli bir konudur. Çünkü: Amprikler tarafından yapılan rektal muayenede, bağırsak delin­mesi ve çeşitli doku yıkımlarına neden olunabilir. Sancı ve idrar tutukluklarında rektal muayeneye başvurulur. Olaya neden olan amprik, sorumluluğu üzerinden ata­bilmek için hem durumu hayvan sahibinden saklar ve hem de bir veteriner hekime götürülmesini önerir.

Hayvanın iştahı, susama hali nasıldır? İdrar ve dışkısını normal yapıyor mu?

İdrarın renginde dikkati çekecek bir hal var mı? Dişi ise kızgınlık devresinde olup olmadığı, ne gibi besinlerle beslendiği hakkında bilgi edinmek olayların birçoğunda tanı için yardımcı olur.

Hayvanın daha evvel aynı şekilde hastalanıp hastalanmadığı sorulur.
Bir nüks olup olmadığının araştırılması önemlidir. Mevcut hastalığın varsa yanın­daki hayvanlarda da bulunup bulun­madığının açıklanması bulaşıcı ve nükse­dici karakterdeki hastalıkların tanısında yardımcı olur. Bir grup hayvanda baş gösteren hastalıkların anamnezinde ilk adım, hastalığın çıktığı anlarda, hasta sahibi veya bakıcılarının gördükleri semp­tom ve anormallikleri detaylı olarak sapta­maktır.

Hasta hayvan sayısı birden fazla ise, en belirli semptomları gösterenler seçilir, incelenir ve değişimler saptanır. Çoğu kez, bu gibi olaylarda hekim, hasta­ların gıda alma, su içme, süt verme, zayıflama veya şişmanlama, solunum, defekasyon, urinasyon, terleme, hareket etme, yürüme, dış görünüm, ses tonu ve koku ile hissedilebilecek değişiklikleri not etmelidir.
Bazen tanı, mevcut anamneze ve hastalarda görülen semptomların saptan­masıyla birlikte, hastalıktan ölen hayvan­ların otopsi bulgularına dayanılarak konur.
Evvelce yapılan şirurjikal müdahaleler kastrasyon(castration), kuyruğun kesilmesi (caudotomie), tüy ve kılların kırpılması, aşı uygulanması (vaccination) gibi husus­lar hastalığın nedenini oluşturabilir.
Yukarıda sırayla kaydettiğimiz sorular, dış hastalıkların tanısı yönünden hasta bir hayvanın muayenesinde, hayvan sahibine ve bakıcısına sorulması gereken temel sorulardır.
Doğaldır ki, hekim muayenesini yaptığı hastanın durumuna ve kendi düşünüş tarzına göre, arzuladığı herhangi bir noktanın aydınlatılması yönünden aklına gelen diğer bir çok soruyu sormak­tan çekinmemelidir.

Hastanın Genel Durumu


Hastanın genel durumu; dıştan bakıl­dığı zaman hayvanın görünümünü tamam­layan dış görünüşüSignalement=eşkal ile, dış sağlık durumunu kapsayan Habitus’dan ibaretdir.

Dış Görünüş (Signalement): Belli bir sıraya göre, veteriner hekim tarafından her zaman bilinmesi gerekli bölümleri içine alan Günlük işler içerisinde, bilimsel çalışÂ­malarda ve yargıya ait raporların düzen­lenmesinde hayvanın signalementinin noksansız ve kusursuz olarak sıralı bir şekilde saptanması hekimlik nosyonunun önemli bir faktörüdür. Bu bölümde aşağı­daki kısımlar vardır.
Hayvanın Türü: Bu deyimden hasta hayvanın tektırnaklı (equidae), çifttırnaklı (ruminant), etyiyen (carnivor), hem et ve hem de diğer şeyleri yiyen (omnivor) ve kanatlı (avis) bir hayvanın olduğunu an­larız. Bu dışhastalıklan yönünden birçok olguda tanı için önem taşır.
Bazı hastalık­lar vardır ki, sadece bir tür hayvanda görülür. Örneğin: Tırnak arası derisinin nekrozu ile özelleşen hastalık (Panaritum), gevişen hayvanlara özgüdür. Yazyarası Habronema muska adlı bir tür nematodun larvaları tarafından oluşturulan hastalık tektırnaklılarda görülür.

Özellikle palpebra tertia’nın yüzünü saran conjunctiva palpebrarum’daki lenf bezlerinin hiperplazik yangısı olarak bilinen ve ileri devrelerinde burada çilek benzeri kırmızı küçük şişkin­liklerlekarakterize olan konjunktiva yan­gısı (Conjunctivitis follicularis) köpeklerde görülen hastalıktır.
Hayvanın Irkı: Burada hayvanların yerli veya yabancı bir ırka ait olup olmadığı araştırılır. Doğaldır ki, yerli ırk­larımız yaşadıkları çevrenin türlü ko­şullarına alışkın olduklarından, dış ülke­lerden getirilen yabancı ırk hayvanlara oranla hastalıklara daha dayanıklıdırlar.
Soğukkanlı (ağır ve büyük kitleli, lenfatik) hayvanlara oranla sıcakkanlı hayvanlarda, şiddetli ve ani hareketler, çabalamalar sonu kırıklar daha çok şekillenir.
Sinir ezilmeleri (paresis.ve paralysis), kas ve tendo kopmaları bu gibi sıcak kanlı hay­vanlarda çok olur.
Çoğu kez derisi kalın olan yerli ırk hayvanlarda herhangi bir hastalığın sağaltımı amacıyla irkiltisel ilaçların kullanılması gerekirse, derisi ince olan safkan hayvanlara oranla bunlarda daha etkili olan irkiltici ilaçlara başvuru­lur.
Ağır vücut yapısına sahip hayvanlar­da, ekstremite hastalıklarına oldukça çok rastlanır.
Apparatus sesamoideus’un kro­nik yangısına (podotrochlitis chronica) daha çok safkan atlarda, dar ve kuru tır­naklılarda cartilago ungulae’nin kemik­leşmesine (ossificatio cartilago ungulae) ise, lenfatik yapılı hayvanlarda rastlanır.
Don ve Nişaneler: Burada hayvanın derisini örten kılların rengi ve bunlar içerisinde doğal olarak veya sonradan şekillenen değişimler dikkate alınır. Bunlar dış hastalıkların tanısında kolaylık sağlayan özelliklerdir.
Örneğin: Açık donlu, derisi pigmentsiz beyaz kıllarla örtülü hayvanlarda, dış irkiltiler nedeniyle (ışınlar, şimik ve fizik irkiltisel faktörler, v.b.) deri yangılan (dermatitis), koyu renkli deri ve kıllarla örtülü hayvanlara oranla çok daha kolay şekillenir. Açık donlu hay­vanlarda (kır), melanom ve melanosarkom gibi tümörler daha çok görülür. Kır donda­ki hayvanlarda, çeşitli pigment anomalile­rine ve bu arada gözün tunica vasculosasının renksiz olmasına (albinismus oculi) sık rastlanmaktadır.
Hayvanın Yaşı: Birçok hastalıklar belli yaşlar arasında görülür. Örneğin: Kötü huylu tümörler daha çok yaşlı hayvanlar­da; iyi huylu tümörler de genç hayvanlar­da çok şekillenir.
Bacakların kemik çatısın­da periostun yangısı sonucu şekillenen kemik çıkıntıları (exostosis) gençlerde; göbek kordonu yangısı (omphalitis), göbek kordonu venalarının yangısı (ompha­lophlebitis) daha çok yeni doğanlarda oluşur.
Prostat tümör ve hipertrofileri, çoğunlukla yaşlılık devresinde raslanan hastalıklardandır.
Kastrasyondan sonra görülen kanama (hemorrhagia) yaşlı hay­vanlarda sık olur. Raşitizmde kemik siste­mi hastalığı genç, henüz gelişimini bitirmemiş olan hayvanlarda oluşur.
Genç hayvanlarda genel olarak hastalıklara karşı direnç, yaşlılara oranla daha çoktur. Bu nedenle genç hayvanlarda şekillenen kırık­lar, yaralar ve operasyonlardan sonraki iyileşmeler, yaşlı hayvanlara oranla çok daha çabuk olur.
Vücudun Kitlesi ve Yükseklik: Özellikle hastaların sağaltımı sırasında veya operas­yonlardan önce yapılacak anestezide veri­lecek ilacın dozunun saptanması bakımın­dan önemlidir.
Hayvanın sürekli yatmasını gerektiren ağır hastalık ve nekahet devre­lerinde, ağır cüsseli hayvanlarda yerle temas eden çıkıntılı vücut kısımlarında ezilme ve sürtünmelerden dolayı dekubituslar çok şekillenir.
Bazı operasyonlardan sonra hastanın askıya alınması gerekir. Bu gibi hallerde iri cüsseli hayvanlara oranla; hafif ve küçük yapılı hayvanların askıya alınması daha kolaydır.
Cinsiyet: Bu deyimden, hayvanın dişi veya erkek olduğu anlaşılır. Cinsiyetin, dış hastalıkların tanımında da yeri vardır.
Örneğin: Gebe hayvanlarda zamanla karın bölgesinde görülen hacim artmaları nor­mal bir durumdur.
Kızgınlık zamanında görülen sinirli haller veya vaginadan az çok kanlı bir akıntının gelmesifizyolojik bir olayın belgesidir.
Çok aksilik gösteren, aşırı cinsel davranışlara sahip (nympho­mania) dişi hayvanlarda ovarium üzerinde kist, tümör ve benzeri hastalıkların bulun­masından şüphe edilir.
Erkekler de ise, teslislerden bir veya her ikisinin karında veya annulus inguinalis’te kalması(cryptorchismus abdominalis ve inguinalis) sonucu hayvanda şiddetli huysuzluk ve aşırı cinsel istek görülür.
Dişi hayvanlarda dış idrar yolu (urethra) düz ve kısa olduğundan idrar yolu taşları (urolythiasis) erkeklere oranla çok az görülür. Burada birçok hastalıkların kalıtsal olarak yavru­lara ana ve babadan geçtiğini de hatırlat­mak yerinde olur.
Bunlardan safkan atlar­da kronik kornaj (n. recurrens’in felci), çeşitli hayvan ırklarında göbek fıtkı (her­nia umblicalis), diş bozuklukları ve ano­malileri dış hastalıklar için verilebilecek kalıtsal örneklerdir. Böyle hastalıkların bulunduğu hayvanlar damızlıkta kullanıl­maz.
Hayvanlar gebe oldukları zaman daha az hareketli, hareketlerinde daha ölçülü, yavaş ve daha uyumlu olurlar. Bunun bir hastalıkla ilgili olmadığını bilmek gerekir.
Hayvanın Gördüğü iş (Hizmet): Bazı dış hastalıklar hayvanların gördükleri işlerle ilgili olarak şekillenir. Örneğin: Ekstremitelerin fleksor tendolarmm yangısı (ten­dinitis) koşum ve çekim hayvanlarında, m. flex. dig. prof. da; binek ve yarış atlarında m. flex. dig. supf., te olur.
Saçma ve diğer silahlardan ileri gelen ateşli silah yaraları­na av köpeklerinde ve av hayvanlarında sık rastlanır.
Yarış ve konkur atlarında; ekstremitelerde eksoztozlara, eklem ve synovial kese hastalıklarına çok rastlanır.

Habitus


Bu bölümde, muayenesi yapılan hayvanın dış görünümündeki tavırları, varsa özel vaziyetleri, yüzündeki ifade ve vücut yapısı incelenir.
Tavır ve Davranışlar: Topluluk (sürü ve­ya hayvan grubu) içinde bulunan bir hay­van, butopluluktan ayrılıyorsa ve yalnız kalıyorsa, bu hal hayvanın hasta olduğuna işarettir.
Tavır ve görünüş bir hayvanın sıh­hatinin bir dereceye kadar aynasıdır. Hayvan dış uyarımlara normal şekilde ilgi gösterip cevap veriyorsa, böyle hayvana sıhhatli hayvan denir. Hasta hayvanların tavır ve davranışları istirahat halinde, ayakta, yürürken ve yattıkları zaman izlenir.
Hayvanın dinlenme halindeyken, dış uyarılara karşı duyarlık derecesi normal mi?, yoksa artmış mı?, bakılır. Eğer ilgili ve yanıt derecesi belli belirsiz şekilde azalmış ve değişik şekilde reaksiyonlar gösteriyor­sa, böyle hayvana durgun veya duyusuz (apathic) denir.
Hayvan ayakta; fakat çevresinden gelen bütün uyarılara karşı kayıtsız ise, böyle hayvana ses ve hareket­leri donmuş, durmuş çöküntü içindedir denir. Bu son iki hal özellikle kurşunla oluşan subakut intoksikasyonlarda görülür. Bazı asetonemi olayları ile tektırnaklılarda encephalon ve medulla spinalis’in yangılarında da, hayvanlar yukarıdaki durgunluğa benzer bir durum içindedirler.
Apati ve depresyonun son dönemi komadır ki, bunda hayvanda bilinç kaybolmuştur ve uyanma yeterli güçte değildir. Bunun tersi olan eksitasyon halleri çok değişik fazlar gösterir. Duruş halinde hay­vanın ürkek, endişeli bir hal alması ve adımlarını atarken düzensiz bir şekilde hareket ettirmesi, önden bakıldığında göz­lerin normal görünüşte; fakat pupillaların genişlemiş olması, hayvanın başını biraz yukarı kaldırarak adeta çevreden gelecek uyarıya hazır bir pozisyonda bulunması, bakarkörlüğe (amaurosis bulbi’ye) işarettir.
Hayvanın bağırması, inlemesi veya daima huzursuz bir şekilde yer değiştirmesi oldukça kuvvetli bir ağrı hissinin bulun­duğuna belgedir.
Kuyruğun kalkık ve oldukça sert şekilde dik tutulması; bacak­ların gergin düz bir çizgi şeklinde yere bas­ması; başın ve boynun gergin, palpebra tertianın gözün önünün büyük bir kısmını kapatacak şekilde göz üzerine düşmesi; çiğneme ve yutma hareketlerinin yapılma­ması, hayvanda tetanoz (kazıklı humma) hastalığının tipik dış görünümünü işaret eder.
Karnivorlarda vahşi hareketlerin görülmesi, çoğu kere kuduz hastalığında olduğu gibi serebral merkezlerdeki eksitasyonları, ağır madenlerle (kurşun gibi) intoksikasyonlan veya asetonemi olgularını anımsatır.
Hastanın alacağı anormal vaziyetler hastalığın ilerleme, gerileme durumu ile şiddetini bildirir. Örneğin: Ekstremitelerin ağrılı hastalıklarında, hayvan o bacağı üze­rine ağırlık vermemek için bacağını anor­mal ve özel pozisyonlarda tutar.
Bir at, ayakta duruş vaziyetinde, ağırlığını bir ayaktan diğerine sürekli aktarıyorsa, yan yana bulunan bu ayaklarda arpalama (pododermatitis aceptica diffusa) veya bir osteodystrofia fibrosa’nın başlangıç döne­minin bulunduğu anlaşılır.
Dirseğin vücut­tan uzak tutulması (abduction) hali hay­vanda göğüs bölgesinde duyulan ağrı veya solunum güçlüğüne belgedir.
İki gözü de görmeyen koyunlar genel olarak hareketsiz bir şekilde dururlar. Başları yukarıya kalkık ve adeta herhangi bir anda atlamaya hazırmışlar gibi bir izlenim verirler.
Hayvanın Hareket Halindeki Görünü­mü: Birçok hastalıklarda hasta hayvan yürürken özel vaziyetler gösterir. Örneğin: Gerçek serebellar ataksi (vücut ve bacak hareketlerinde görülen düzensizlik) bacak hareketlerinin tümü üzerinde etkili olur. Normal adımlar arasında görülen düzen tamamıyle bozulmuştur, bacaklar birbirine çarpıp dolaşarak hareket eder, dolayısıyle her yöne doğru sallantılı bir yürüyüş şekli belirir.
Ekstremitelerin dokularında şekil­lenen tendolarm yangısı (tendinitis), eklemlerin yangısı (arthritis), kasların yan­gısı (myositis), periost’un ve tela ossea’nm yangısında (osteoperiostitis ve ostitis) çoğu kez derecesi ve şekli değişik bir topallık dikkati çeker.
Radial paralisisde, dirsek eklemi aşağı düşmüş, bacak karpus ve topuk eklemlerinden az çok fleksiyon ha­linde, sümbüğün uç ve önüyle yerde sürünerek ilerler.
Nervus fasialis’in paralizisi hangi tarafta şekillenmişse, sağlam taraftaki kasların kontraksiyonlarının etki­si altında, hastalıklı yöndeki dudağın ve yanağın sağlam yöne doğru çekildiği ve asimetrinin şekillendiği dikkati çeker.
Yatmış vaziyetteki hayvanın kalkmaya yetenekli bulunup bulunmadığının kontrolü yapılmalıdır.
Tektırnaklılar eğer hasta değillerse, bütün gün ayakta dururlar. Yat­tıklarında yan taraflarına, bacaklarını bü­kük olmamak üzere uzatırlar.
Ruminantlar ön ve arkabacakları bükük olarak göğüs üzerine yatarlar. Karnivorlar ekstremiteleri bükük olmak üzere göğüs karın ve biraz da yana doğru yatarlar.
Kanatlılar bacakları bükük şekilde vertikal olarak göğüs ve karın üzerine çöker ve öylece yatarlar.
Kanatlılar, karnivorlar ve tektırnaklılar seslenme ve dokunmalarla kolayca ayağa kalkarlar. Ruminantlar zorlukla kaldırıla­bilirler.

Vet. Hek. M. Zeki

Öğrenme serüvenimiz asla bitmeyecek, öğrenmek için öğrenci olmaya devam...

Bir Cevap Yazın

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
%d blogcu bunu beğendi: